İçeriğe geç

Dolayısıyla hangisine öncelik tanıyacağımız burada kendiliğinden tebeyyün edecektir. Evet Allah, Ehl-i Sünnet akidesine göre amele veya muamelata ait meseleleri, engin mağfiretiyle affedip bağışlayacağı sözünü vermiştir ama kendisine inanmayanı mağfiret edeceğini bugüne kadar hiç kimse söylememiştir, söyleyemez de. Allah Resûlü’nün içki içen bir kişi hakkında beyanı açıktır; “Allah dilerse affeder, dilerse azap eder.” Ama Allah’a şirk koşmak suretiyle dünyasını da, ahiretini de yıkmış biri hakkında ise: “Kim Allah’a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.”5 hükmü devreye girer.

O halde, meselâ yetmiş-seksen seneden beri zulmün paletleri altında preslenmiş, duygu, düşüncesi dümdüz olmuş insanlara gidildiği zaman, işin temeli sayılan “Elif-Bâ”dan başlanmalı, yani اٰمَنْتُ بِاللّٰهِ… denmeli ve bu mesele halledilmeden diğer esaslara geçilmemelidir. Zaten o insanların, zannediyorum başka mevzuları dinlemeye tahammülleri de yoktur. Evet, اٰمَنْتُ بِاللّٰهِ وَمَلَائِكَتِه۪… şeklinde ifade edilen iman esasları,6 Sefine-i Nuh gibi insanın içine girip onu sahil-i selâmete çıkaracak esaslar; diğer şeyler ise, o sefinenin içine ayağını bastıktan sonra yapılacak şeyler cümlesindendir. Dolayısıyla en başta bu esasların sağlamlaştırılması, onların etrafında tahşidat yapılıp kuvvetlendirilmesi lâzımdır.

Diğer taraftan bu ülke insanının, hususiyle 21. asra girerken yakaladığı bir kısım fırsatları değerlendirmesi gerekmektedir. Bu fırsatların değerlendirilmesinde, Nâm-ı Celîl-i Muhammedî’nin –Yahya Kemal’in ifadesi ile– her tarafta şehbal açıp bayrak hâlinde dalgalanması da söz konusudur.

8