İçeriğe geç

Eğer insanlar İslâm’dan uzaklaştırılmış ve tamamen bedevileştirilmişlerse, İslâm’a ait meselelerin öğretilmesi, tıpkı ilkokulda bir talebeye okuma-yazmanın öğretilmesi gibi en önemli meselelerin önceliklerini koruyarak, peyderpey ve ceste ceste olmalıdır. İşi sadece eğitim açısından ele alacak olursak; pek çok şeyin bir anda insanlara verilmesi doğru olmayacağı gibi, o insanların onları birden hazmetmeleri de mümkün olmayacaktır. Her şeyden evvel İslâm, Allah’a imandan sonra, ameli ile pratiğe dökülerek insanın tabiatının bir yanı hâline gelmesi demektir. Yani insan sadece, “İnandım ve bunları kabul ettim.” demekle beş başı mamur bir Müslüman olamaz. Elmalılı M. Hamdi Yazır gibi büyük allâmelerin de üzerinde durduğu gibi, o yaşana yaşana insan tabiatının en ciddî bir derinliği hâline gelmesinden ibarettir.

Evet, ta baştan söylenen لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ ifadesi, ancak namazla, oruçla ve İslâm’ın sair amelî ve ahlâkî emirlerini yerine getirmekle insanın tabiatı hâline gelebilir; gelebilir sonra da insanın tıpkı tiryakisi olduğu ve bir türlü bırakamadığı alışkanlıkları gibi hep canlı bir alışkanlığa, bir tiryakiliğe dönüşür. Dolayısıyla da bu şekildeki hareket ve aksiyona dayanan iman kat’iyen sarsıntı görmez. Aksine eğer iman dediğimiz o büyük gerçek, amel-i salihle beslenmezse –ki Kur’ân-ı Kerim hiçbir yerde imanı mücerret bir gerçek olarak bırakmamış, onun hemen ardından amel-i salihten bahsetmiştir– o kalbde kalıcı olamaz; olsa da sarsıntılara açık olur.

2