İçeriğe geç
20. Bölüm

Kur’ânî Emi̇rlerde Tedri̇cîli̇k

Soru: İslâm’ı anlatmada birtakım meseleleri gündeme getirmeme, “Kitab’ın bir kısmına inanıyorsunuz da, diğer kısmını inkâr mı ediyorsunuz?”1 âyetinin tehdidi altına girer mi? Bu konuda takip edilmesi gereken üslup hakkında ne buyurursunuz?

Evvelâ her mü’minin, Kur’ân-ı Kerim’in ifade buyurduğu her gerçeği iz’an çerçevesinde kabullenmesi lâzımdır. Bu mevzuda muhalif bir mütalaada bulunma ya da muhalif bir fikir beyan etme, o mevzudaki tereddüdün ifadesi olur. Bizim ne Kur’ân-ı Kerim’deki bazı hükümlere itiraz etmeye, ne de bazılarını geçersiz saymaya hakkımız yoktur ve haddimiz de değildir.

Ancak Kur’ân’ın nüzul vetiresinin “tenzil yöntemi” de göz ardı edilmemelidir. Bu, ne haramlar üzerinde helâl vehmi uyarma gayretidir ne de meşruları nâmeşru sayma cehdidir. Bu yöntem, emir ve yasakların, bir başka ifade ile teklifî hükümlerin belli zaman aralıkları ile nazil olmasındaki esprinin kavranması demektir. Buna tedricîlik veya zihnin rehabilite edilerek her şeyi kabule hazırlanması da denebilir. Kur’ân’a bu gözle bakıldığında, onun Mekke dönemi mesajları ile Medine dönemi mesajları arasında ciddî fark olduğu görülecektir. Ayrıca bu emir ve yasaklar, “alâ hasebi’l-vakâyî” yani hâdiselerin zuhuruna göre olmuştur. Hâdiseler zuhur ettikçe, sebepler ve münasebetler ortaya çıktıkça, o hâdiseler ve sebeplerle alâkalı olarak Allah (celle celâluhu) emirlerini inzal buyurmuş ve İnsanlığın İftihar Tablosu da onları tatbik edilmek üzere ashabına sunmuştur. Bu, işin bir yanı…

Diğer yanına gelince, Hz. Sahipkıran’ın ifade ettiği gibi, her doğruyu her zaman söylemek doğru değildir. Her söylediğin doğru olmalı, yani ağzınızı açtığınız zaman hep doğrulardan söz etmelisiniz.2 Bunun aksi, İslâm’ın genel talim ve terbiye sistemine aykırıdır. İsterseniz bunu biraz daha açalım:

1