İçeriğe geç

Binaenaleyh eksiğiyle, kusuruyla İslâm her zaman belli ölçüde temsil edilmiştir. Bunu söylerken, bütün geçmişi aklayıp herkesi tertemiz gösterme gibi bir durumumuz da yoktur; çünkü Ömer b. Abdülaziz’in yanında, Velid ve Yezid gibi kimselerin mevcudiyeti de söz konusudur. İstesek de bunları asla temize çıkaramayız. Abbasilerin içinde de bu türlü kimseler bulunmuştur. Meselâ, bazı idareciler, devlete yanaşan itizalî düşüncenin tesirinde kalarak, Ahmed İbn Hanbel gibi hadisin büyük imamına işkence edebilmişlerdir. Evet, o zaman Ahmed İbn Hanbel’i hapishanede döve döve öldüren insanlar da vardır; Ebû Hanife’ye işkence yapan, Serahsî’yi kuyunun dibine atıp koca Mebsut kitabını orada telif etmek zorunda bırakan insanlar da vardır. Bütün bunlar olmuştur ve bunları yapanların yüzünü ne aklayabilir ne de paklayabiliriz.

Devlet-i Âliyye-i Osmaniye içinde de ruhuyla bütünleşemeyen ve kendinde olmayan insanlar yetişmiştir. Ama bunlar arasında vatanına hıyanet eden, onu Avrupa’ya peşkeş çeken, dini adına taviz veren padişah yetiştiğini söylersek, hem Devlet-i Âliyye’ye hem de atalarımıza iftira etmiş, kocaman şanlı bir mazimiz ve tarihimiz hakkında yalan söylemiş oluruz. Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, bir kısım tarihçilerin sakalına boncuk dizdiğini iddia ettikleri, askeri gördüğü zaman ürken, merasimde ata binerken ayaklarından ata bağlanan Deli Mustafa bile kendi memleketine ve dinine hıyanet etmeyi düşünmemiş, Batı karşısında dize gelmemiş ve onlara taviz vermemiştir. Son Osmanlı padişahlarından birinin dediği gibi, “Osmanlılar arasında dâhi olmayan, iş beceremeyen, acezeden bir kısım kimseler zuhur etmiştir ama kendi milletine hıyanet eden asla çıkmamıştır.”

5