Bütün bu misaller göz önüne alındığında, “Bizden evvelki bir kısım nesiller, Müslümanlığı dört başı mamur yaşamadılar.” dersek, günaha girmiş ve suizan etmiş oluruz. Ama Efendimiz’in hakikatini temsil çizgisinde, evsafta, İslâmiyet’in tam olarak yaşandığını iddia edersek, o zaman da mübalâğa etmiş oluruz. Abbasilerden, kan dökücü lakaplı Seffah da Efendimiz’in hakikatini temsil etmeye çalışıyordu. Yani kendisine kan döken mânâsına “seffah” dedirten bu insan, belki de Kur’ân ve Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) adına bu yanlışlığı yapıyordu. Fakat o yaptıklarıyla kat’iyen Raşid Halifeler seviyesinde İslâmiyet’i temsil etmiyordu. Ancak o, yaptığı her şeyi Müslümanlık adına yapıyordu. Hatta daha ileriye giderek şunu bile söyleyebiliriz: Başına bir de “zalim” sıfatı ilave ederek ismini zikrettiğimiz Haccac bile böyleydi. Haccac zalimdi, fakat hayatı boyunca bir kere olsun namazını terk ettiği olmamıştı. Biz Haccac’ı aynı zamanda Kur’ân-ı Kerim’e hareke koyup okunmasını kolaylaştıran ve Kur’ân’ın vecihlerine dikkat eden bir insan olarak tanırız.4 Ama gel gör ki, zulüm yapmış, kendi yolunu hak bilmiş, yukarıdan aldığı emirleri yerine getirebilmek için elinden geleni arkaya koymamış, hatta bu mevzuda her türlü zulmü irtikâp etmiştir. Onun da kendisine göre bir Müslümanlık anlayışı vardır. O bile böyle olunca, onun berisinde, Müslümanlık adına çok hassas, çok ince ve çok derin kimselerin varlığı inkâr edilemeyecek bir gerçektir.
Dipnotlar
- 4 Bkz.: İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-a’yân 2/32; ez-Zürkânî, Menâhilü’l-irfân 1/280-281.