Günümüzde de yalan söyleyeceklerine ihtimal vermeyeceğimiz sağlam, sika insanlar veya yalan üzerinde ittifak etmesi mümkün olmayan pek çok kimse defaatle gelip, ruhanîleri veya Kanuni’yi, Yavuz’u, Fatih’i, bulundukları mekânların koridorlarında gördüklerini söylemişlerdir. Bunlar, rüyalarda olduğu gibi yakazaten de görülen şeylerdir. Konuyla alâkalı dosyayı kurcalayacak olsak, yüzlerce, birbirini teyit eden müşâhede çıkacaktır ortaya. Demek ki, onlar mü’minlerin başarılarını alkışlamak, âyetin ifadesiyle بُشْرٰى “müjde” vermek için gelip görünüyorlar.
Yalnız, görme meselesi herkes için geçerli değildir. Bedir’den Çanakkale’ye ve günümüze kadar devam eden süreçte, yeryüzüne inen bu ruhanîleri herkes görmemiş veya görememiştir. Nice nezih insanlar vardır ki hiçbir şey görmemiştir; ama bazıları da her zaman görebilmektedir ve bu, bir nasip meselesidir.
Konuyu bağlarken son bir hususa daha temas etmek istiyorum. Bu, çok su götürür bir mevzudur ve suiistimale de açıktır. Bu açıdan da konunun suiistimal edilmesine fırsat verilmemeli ve ona kapı da açılmamalıdır. Bu türlü durumlarda Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) emir ve direktiflerinin her şeyin önüne çıkarılması gerekir. Yoksa arzu, istek ve hevesler gemi azıya alabilir, dolayısıyla da, önü alınamaz inanç kaymalarına fırsat verilmiş olur.
Son bir nokta; meleklerin inmesini psikolojik bir faktör olarak yorumlama, mâneviyata inanmamanın bir göstergesi olsa gerek. Böyleleri her şeyi, cismaniyet çizgisi içinde çözmeye çalışırlar. Hâlbuki Üstad Hazretleri’nin yaklaşımı içinde “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerine inmiştir. Göz ise mânâya karşı kördür.”