İçeriğe geç

Meleklerin bizzat kâfirleri öldürmek için indikleri söylenemez. Gerçi bazı yerlerde, meleklerin cismanî açıdan tam temessül ettiğini, eline kılıç-kırbaç alıp savaştığı söylense de bu çok mevsuk değildir. Meselâ, Bedir’de Hz. Cibril’in (aleyhisselâm) Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelip “Siz silahlarınızı çıkarttınız mı? Biz daha çıkartmadık.” demesi de, bu türden bir tebşir ve takviyedir. Bu türlü durumlarda onların da bizimle aynı şartları paylaşmalarından, başları-gözleri toz-duman olmuş olabilir.. sarıkları bozulabilir… vs. Ve bu türlü şeyler, İslâm’ın ilk dönemlerinde birer mucize olarak tecellî etmiş ve bununla Cenâb-ı Hak, “Bu ordu da bozguna uğrarsa, Senin nâm-ı celîlini zikredecek kimse kalmaz!” duasına, meleklerle cevap vermiş: “Rabbin sana darılmadı ve terk etmedi.”3 beyanını bir kere daha bu mübarek yerlerde göstermiştir.

Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahirete irtihalinden sonra da bu türlü şeylerin cereyan etmesi söz konusudur. Meselâ, Kadisiye’de, Yermük’te ve daha başka yerlerde hep o teyit görülmüştür. Hatta Çanakkale’de İngiliz orduları kumandanı Hamilton’un “Sizin ordularınız içinde beyaz atlı, sarıklı insanlar savaşıyordu.” dediği, çokları tarafından bilinen gerçeklerdendir. Murad Hüdavendigar’ın ağabeyi Süleyman Şah, Gelibolu’dan Trakya’ya geçerken şehit olmuş ve daha sonraları Hristiyanların ifadesine göre o, hep orduların önünde, atının üzerinde savaşırken görülmüştür. Hatta üstûre midir, değil midir bilemeyiz; Battal Gazi için de aynı şeyler söylenir.

3