İçeriğe geç

Fakat İslâm dünyası bir bütün hâlinde mütalâa edilecek olduğunda, bu tür vartalar içine düşmeyen insanların da var olduğu görülecektir. Meselâ, Zehravî, Ali Kuşçu, Celâleddin Devvanî, Gelenbevî… gibi İslâm âlimleri olabildiğine mütedeyyin olmakla beraber, hayatlarında bu türlü sakim anlayışlara girmemiş ve kendi zamanlarında ağırlıklarını hissettirmişlerdir. Molla Hüsrev, Harizmî… gibi insanlar pozitivist mânâda ilimlere hâkim oldukları gibi, kullandıkları alet ve eserlerle de asırlarca Batı ülkelerinde ilimde öncülük yapmışlardır ve bunlar yüzde 95 itibarıyla istikametlerini koruyup mütedeyyin yaşamışlardır.

Netice olarak; ilmin sebeplerini bir bütün hâlinde alıp neticeye gitmek gerektir. Bu sebepleri birbirinden bağımsız olarak ele almak, ilmî verileri yegâne kaynak kabul etmek, insanlığı yanılgılar içine düşürmüştür. Bu böyle devam ettiği müddetçe de düşürmeye devam edecektir. İnsanoğlu dün yanlış dediğine, bugün doğru demek zorunda kalacaktır. Hâlbuki bilginin temeline vahyin konulması, havass-ı selime ve akıl ile çerçeve altına alınması bu konuda yegâne ve yanıltmaz bir yoldur.

4