İçeriğe geç

Ben bu ve buna benzer hususları Rusya’nın çözülmeye başladığı 1989 yılında cami kürsülerinde anlatmaya başladım. Ne var ki, bu hususta muvaffak olduğumuzu söyleyemem. Aradan geçen 6 yıllık süre içinde, maalesef ya bizimkilerin iş bilmezliğinden, köşeyi aceleden dönme niyeti ile sınaî yatırım yerine, alım-satım yolunu, ticareti tercih etmelerinden, ya da Orta Asya ülkelerinin devlet ve devletlerarası kanunî düzenlemeleri yapamadıklarından, uygulamaları çok iyi bilemediklerinden kaynaklanan bir başarısızlık söz konusu oldu. Bu açıdan da, eğitim alanında katedilen yolun yarısı kadar dahi olsa, bu konuda yol alındığı söylenemez. Hâlbuki bu işin müjdesi çok önceden verilmiştir. “Asya’nın bahtının miftahı…” denmiş, “Ümitvâr olunuz. Şu istikbal inkılâbâtı içinde en yüksek ve gür sadâ, İslâm’ın sadâsı olacak.” denilmiş,

“Ümidim var ki semâvât-ü zemin âsiyâbâ Hem olur teslim, yed-i beyza-i İslâm’a.”

Yani “Asya, İslâm’ın Hazreti Musa’nın eli gibi nurefşân, o ışık saçan bembeyaz eline gönül kapılarını açacak.” denilmiştir. Elbette ki bütün bunlar kendi kendine olmaz. Bu iş, bu müjdeleri hayata geçirecek, devletler muvazenesinde adaleti temsil edebilecek milletimiz gibi güçlü bir millet ister. Meselâ, Asya’nın yeniden fethedilmesi, yeniden dirilmesi söz konusu ise, oraya bir Hızır seccadesi sermek gerekir. Oraya İsrafil’in gelmesi bahis mevzuu ise, daha önceden İsrafil solukluların gelip geçmesi iktiza eder. Bütün bunlar, ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim-kültür faaliyetleri gerçekleştirerek her kesimiyle milletin bütününe açılmakla gerçekleşebilir. Ticarî, sınaî, ziraî yatırımlarda bulunarak, halk ile içli dışlı olmakla tahakkuk eder. Şahsen ben, bu altın kuşak insanının bunu gerçekleştireceğine inanıyorum. Hatta bunun temsildeki samimiyetin ölçüsüne göre hızlı bir şekilde olacağı kanaatindeyim. Evet, hiçbir şey kendi kendine olmaz. Âkif’in ifadesiyle:

4