İçeriğe geç

Bu hususa dikkat edilmediği müddetçe yapılacak her türlü kritik, objektif olmayacak ve dolayısıyla da doğru neticeler ortaya konamayacaktır. Bana göre, dört bir yandan sıcak muharebeye maruz bırakıldığımız o devirlerde -Allah o günleri bu millete tekrar göstermesin- devrin idarecileri haricî baskılar karşısında taviz vermek, geri adım atmak zorunda kalmış ve “ehven-i şerreyn”i esas alarak birtakım kararlar vermişlerdir. Ve belki de “Hele bir ayaklarımızı sağlam yere basalım.. basıp özümüzü tekrar kazanarak istikrar bulalım. Ondan sonra Allah Kerim.” mülâhazalarıyla farklı uygulamalarda bulunmuşlardır. 70 yıl esaretin merkezinde yaşayıp da ancak ondan sonra istiklaliyete doğru yürüyebilen Orta Asya ülkelerine bir bakın! Esaretin ne demek olduğunu anlamak için onların bir dönem yaşadıklarına bakmak yeter zannediyorum!

Öte yandan Anadolu, sadece yakın çağda değil, Emevi-Abbasi idaresi döneminde de Ehl-i Beyt için bir “sefine-i Nuh” olmuştur. Evet, o devirlerde Ehl-i Beyt, mevcut idarelerden görmüş oldukları tazyik, zulüm ve şiddet karşısında bizim Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgemize sığınmışlar, sığınmış ve oraları mesken edinmişler. Gerçi o sıralarda Anadolu Bizans hâkimiyeti altında idi ama onlar Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde bugün bile, hâlâ daha ulaşılamayan sarp yerlere gidip yerleşmişlerdir. Yani Anadolu, Ehl-i Beyt adına bir sefine-i Nuh olmuştur.

Evet, Anadolu öteden bu yana hep memerr-i akdâm olmuştur. Asya steplerinden kalkıp gelen insanlar önce Anadolu’ya uğramış, burada bir medeniyetin bânileri (kurucuları) olmuş, ardından Köstence’den geçerek ta Avrupa içlerine ve Roma’ya kadar uzanmışlardır. Sosyologların tespitine göre, Makedonya medeniyetinin oluşumunda Türk boylarının tesiri vardır. Hatta Ali Şeriati’nin söylediğine bakılacak olursa, Yunan medeniyetinin bânileri bile Asya’dan gelen Eski Mezopotamyalılardır.

2