İçeriğe geç

Sanık Sandalyesindeki Paşa’nın Teşhîri

Bir röportajda da açıkça ifade ettiğim gibi; Erdil Paşa’yı eşi ve kızıyla birlikte sanık sandalyesinde iki büklüm görünce çok üzüldüm. Keşke, hukukun gereği de ihmal edilmeden daha yumuşak bir yol, daha az rencide edici bir üslûb bulunsaydı.. keşke, medya organları o mahkemeyi haber yaparken daha temkinli davransaydı ve su-i zanların nerelere kadar gidip dayanabileceğini de hesaba katsaydı. Tabiî ki, hak ve adaletin yerini bulması çok önemlidir ve adalet karşısında herkes eşittir. Fakat, bir de, yargı önüne çıkarılanların insanî durumu söz konusudur. Kanaatimce, birbirine karıştırılmadan bu iki hususun icapları da yerine getirilmelidir.

Evvela, başka hiçbir ülkede olmadığı kadar bizim milletimizde askere karşı bir alâka ve güven vardır. Elbette, böyle bir müessesenin yıpranmaması için, haklarında bazı iddialar bulunan kimselerin araştırılması, sorgulanması ve böylece kurumun aklanması konusunda Genelkurmay’ın göstermiş olduğu hassasiyet pek yerindedir. Ne var ki, meselenin insanî boyutuna gelince; düşmüş bir insanın onurunun tamamen kırılmasını ve rencide edilmesini uygun bulmuyorum. Hele söz konusu kimse, Erdil Paşa gibi belli bir seviyeye gelmiş, toplumumuz için çok önemli olan bir müessesenin zirvesine yükselmiş ve kuvvet komutanı olmuş bir insansa, onun düşmüşlüğü ve mahcubiyeti teşhir edilmemeliydi, daha insanî olunmalıydı diye düşünüyorum.

Bu düşüncemde de bütün bütün hissî olduğumu sanmıyorum; İslam tarihine şöyle bir baksanız, bu konudaki kanaatlerimi destekleyecek pek çok hadise göreceğinizi zannediyorum. Mesela; Hazreti Ömer Efendimiz, bir Hac mevsiminde valileri Kâbe’de toplamış, herkesin huzurunda onları hesaba çekmiş ve halkın şikayetlerini dinlemişti. Halktan biri kalkıp, “Ey mü’minlerin halifesi! Senin valin bana yüz kırbaç vurdu!” deyince, Hazreti Ömer (radıyallahu anh) meseleyi tahkik etmiş; valiye kısas uygulanmasına ve vurduğu kırbaç sayısınca ona da vurulmasına karar vermişti. Bunun üzerine Amr bin Âs hazretleri, “Eğer böyle yapmaya kalkarsan, şikâyetlerin ardı arkası kesilmez. Arkadan gelenler de senin yaptığını aynıyla uygularlar; böylece idarecilik müessesesinin itibarı gider ve milletin kendi başındaki insanlara güveni kalmaz.” demişti. Hazreti Ömer, “Allah Rasûlü’nün, bizzat kendisine bile kısas yaptığını gördüğüm hâlde ben kısas yapmayayım mı?” diye sorunca, Hazreti Amr (radıyallahu anh) “Davacıyı bize bırak, biz kendisini râzı ederiz; davalıya da bir şekilde cezasını ödetiriz.” cevabını vermişti. İbn-i Sa’dın rivayetine göre Hazreti Ömer, bu teklifi kabul etmiş ve kısastan vazgeçmişti.

84