İçeriğe geç

Bir başka defa; Hazreti Mevlânâ ve müritleri hararetle ve aşkla sema ederken, bir sarhoş da gelip sema’a katılır; fakat ayakta dengesini koruyamayıp sık sık Mevlânâ’ya çarpar. Bu duruma şahit olan talebeler, sarhoşu oradan uzaklaştırmak isterler; fakat sarhoş bir türlü gitmeye yanaşmaz, ne yaparlarsa yapsınlar direnir. Sonunda müritler, sarhoşu kaba kuvvetle halkadan ayırmaya yeltenirler. Hazreti Mevlânâ bunu görünce dostlarına dönüp, “A kuzum, şarabı o içmiş, ama sarhoşluğu siz yapıyorsunuz.” der. Onlar, “Efendim, bu tersâdır (Hıristiyan’dır)” deyince; Hazret, bir manası da korkudan sarhoşa dönen, Allah haşyetiyle tir tir titreyen demek olan “tersâ” kelimesini tekrar ederek, “O tersâ da, siz niye tersâ değilsiniz?” cevabını verir.

İşte, Mevlânâ hazretlerinin ortaya koyduğu bu vicdan genişliği bütün büyüklerin şe’ni olmalı. Onlar, haklarında çirkin isnatlarda ve şeni’ iftiralarda bulunan kimselere karşı bile aynı vicdan genişliğiyle mukabelede bulunmalı ve belki şöyle seslenmeli, “Ey Allah’ın bir nimeti olan İnternet’i kirli emellerine alet eden şom ağızlı ve meş’ûm elli meçhul insan; tuşlara dokunup hakkımda şu melanetleri döktürüyorsun ama ben sana da bağrımı açıyor, senin de hidayetini diliyorum” demelidirler. Ziya Paşa, Terkib-i Bend’inde ne hoş söyler:

“Nâdanlar eder sohbet-i nâdanla telezzüz
Divanelerin hemdemi divane gerektir...”

Unutulmamalıdır ki, her devirde bir kısım nâdanlar var olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Aklı başında kimseler, nâdanların sözlerine kıymet vermemeli, onların kîl ü kâllerini dikkate almamalıdırlar. Divane olup da dîvânelerle uğraşmaya kalkmamalı, dîvâneleri dîvânelikleriyle başbaşa bırakmalı ve kendi işlerine bakmalıdırlar.

91