Allah’a ve Peygamberlere de İftira Ettiler
Öyleyse, hususiyle de büyük insanlar, konumlarına göre saygı bekledikleri gibi durdukları yere yakışır şekilde sabretmesini de bilmelidirler. Unutmamalıdırlar ki, bazı insanlar, Cenâb-ı Hakk’a bile iftira etmiş, –hâşâ– “Rahman evlat edindi” demişlerdir. Kur’ân’ın ifadesiyle, bu çirkin iftiradan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecek hale gelmiştir, ama o müfteriler yine de ahlaksızlıklarından dolayı utanıp sıkılmamış, istiğfar etmemiş, –hâşâ– “Melekler Allah’ın kızlarıdır” diyerek en iğrenç isnatlarını sürdürmüşlerdir. Fakat, yine de Allah Teâlâ onları hemen helak etmemiş, diğer kullarına gönderdiği erzâktan onları mahrum bırakmamış ve doğruyu bulmaları için mühlet vermiştir. Bir menkıbede anlatıldığı üzere; Hazret-i İbrahim (aleyhisselam) yanına gelenlere inanıp inanmadıklarını sorup inananlara ziyafet sofraları hazırlayınca ve inanmayanları da ikramsız geri yollayınca, Cenâb-ı Hak, Hazreti Halil’e hitaben “Ey İbrahim, onlar senelerden beri Beni inkar ediyor ve Zât’ıma yakışmayan değişik isnadlarda bulunuyorlar. Fakat, Ben her şeye rağmen onların rızıklarını kesmedim!” diyerek bu hakikati hatırlatmıştır.
Bazı edepsiz kimseler de, İnsanlığın İftihar Tablosu’na hücûm etmiş ve O’na saygısız sözler söylemişlerdir. Âlemlerin şeref abidesi olan Peygamber Efendimiz’e –hâşâ ve kellâ– şair, kâhin, sihirbaz gibi en çirkin isnatlarda bulunmuşlardır. Fakat, her şeye rağmen Allah Rasûlü sabretmiş, insanların kabalıklarına katlanmış ve kendisine düşmanlık edenlere bile yardım eli uzatmıştır. Bu itibarla, günümüzde de yakışıksız isnatlara ve çok kötü iftiralara maruz kalan kimselerin biraz sabretmeleri lazımdır; haksızlıklar karşısında hafakanlara girseler bile, nihayet beşlik–onluk bir diyazemle sinirlerini yatıştırmaları, kendilerini yıpratmamaları ve en olumsuz şartlarda dahi mantıkî olmaya çalışmaları icap etmektedir.
Mevlânâ Gönüllü ve Geniş Vicdanlı Olmalı!..
Ayrıca, üst makamları ve yüksek pâyeleri temsil eden insanlar, o türlü hücumlara maruz kaldıkları zamanlarda dahi vicdan genişliğine sığınmalı ve her zaman Hazreti Mevlânâ gibi davranmaya çalışmalıdırlar. Mevlâna Celaleddîn Rûmî hazretleri döneminde Yunus’un Molla Kasım’ı gibi insanlar çoktur. Hatta onlardan bazıları ağızlarına ne gelirse söylemekte ve Hazreti Mevlânâ’ya hakaret etmektedirler. Bir gün bir tanesi, “Sen Hristiyanlara bile kucak açıyorsun, Yahudilerle biraraya geliyorsun; günah işleyenlere dahi “gel” diyorsun, sarhoşa el uzatıyorsun... Böyle yapmakla İslam’ın onurunu iki paralık ediyor, dinin izzetine dokunuyorsun.” cümlelerinden oluşan ve daha bir düzine hakaretle dolu bir mektup gönderir Hazret’e. O, mektubu açıp okur, tebessümle kağıdın arka tarafını çevirir ve tek cümle yazıp geri gönderir. Hazreti Mevlânâ o tek cümlede “Sen de gel, sana da bağrımı açıyorum!” der.