İçeriğe geç

Her karaborsacı, kendi çıkarlarını millet ve memleket çıkarlarının önünde görür. Stok yapar, piyasa ve pazarla oynar, sun’î krizler meydana getirir, yerinde piyasaya mal veya para sürer, diğer insanların ticaretlerini allak bullak eder. Bütün bunları yaparken de temel felsefesi şudur: “Bana kazanç getiriyorsa, o şey çok iyidir. Eğer kazanç getirmiyorsa, o işte hayır yoktur.”

Eskiden beri çarşı-pazarda bunu belli bir millet yapıyordu. Belli mevsimlerde piyasalardan her türlü malı, altını, gümüşü çekiyor, narha tesir ile milletin bilip alıştığı fiyatları altüst ediyor ve ticarî hayatı felce uğratıyordu. Aslında dünkü o karaborsacı ile bugünkü arasında zihniyet bakımından hiçbir fark yoktur.

Dünya piyasalarında görülen çalkantıların ekserisinin altında ya doğrudan doğruya ya da dolayısıyla ama mutlaka yine onun parmağı vardır. O her zaman dersini şeytandan alır. İçimizdeki bir kısım beyinsizler de derslerini ondan alırlar ve buna akıllılık derler.

Onlar müstahsil ile müstehlikin (üretici ile tüketicinin) arasına girer; fiyatlarla oynar ve herkesi istismar etmeyi mubah görürler. Zatında bu, bütün dünyadaki karaborsacıların değişmeyen karakteridir. Niye olmasın ki, hepsi de az veya çok aynı mektebin tilmizleridirler.

Efendimiz, ihtikâr yapan insanların durumunu şöyle anlatmaktadır: “İhtikâr yapanlar hata içindedir.”46 Yani onların hareketleri, şahsî çıkarları etrafındadır ve mevcudiyetleri de toplum için zarar üstüne zarardır.

Bir başka hadislerinde karaborsacının kara kaderini O şöyle dile getirir:

“Kim halkın zarurî ihtiyacı olan bir malı kırk gün stok ederse, o, Allah’tan uzaktır, Allah’ın rahmeti de ondan uzaktır.”47

298