Kumara mübtelâ bir fert kolay kolay kurtulamaz; ona mübtelâ bir millet de iflah olmaz. Çünkü kumarda hem Allah hem de kul hakkı çiğnenmektedir. Kumarın yaygın olduğu bir toplum, şeytanın sultası altına girmiş demektir.
Kumar öldüren bir marazdır. Bu maraz belli bir dönemde kısmen de olsa toplumun bünyesinden sökülüp atılmıştı, şimdilerde çeşitli nam ve unvanlarla yeniden ve bütün çeşitleriyle hortlamış durumda. Kumarda kaybeden de kazanan da zarardadır. Ama ihtimal, kazananın zararı daha büyüktür. Zira o, haksız yere bir başkasının malını almıştır ve aynı zamanda onun tiryakisi olmuştur. Kazandıkça daha bir iştahı artmakta, iştahı arttıkça da gözü kumardan başka bir şey görmemektedir. İhtimal böyleleri zamanla haram-helâl duygusunu da yitirerek küfre yelken açmış olacaklardır.
c. Alışverişte Hile
Aldatmanın her çeşidi İslâm’da mezmumdur ve kınanmıştır. Bilhassa ticarî hayatta başkasını aldatarak elde edilen kazanç asla caiz değildir. Daha önce naklettiğimiz bir hadisin şerhinde de izah edildiği gibi, mü’mini aldatan bir insan bir mânâda Allah Resûlü’nün kudsî dairesinden çıkmış sayılır. Bu da, başkalarını aldatan kendi kendini de aldatmış demektir ki, böyle bir aldanmışlık da aldanmışlığın en bayağısıdır.
İşinde, alışverişinde, ticarî ve insanî münasebetlerinde mü’minleri aldatan, onların aldanma yönlerini araştıran, dahası bazılarının iyi niyetinden veya saflığından istifade etmeye kalkışan ve daha geniş mânâsıyla, hangi yol ve usûlle olursa olsun mü’minleri sömürmeye çalışan bir insan, er-geç Allah Resûlü’nden ayrı düşme tokadını yer ve yediği bu tokatla da tevbe edinceye kadar hep sendeler durur; ihtimal artık hiçbir işinde ve bilhassa da ahiret işlerinde kat’iyen dikiş tutturamaz.