İnsan bazı meseleleri sadece aklıyla, mantığıyla halletmeye kalkarsa çok yerde yanılıp hataya düşebilir. Bu, ticarî konularda da böyledir. Meselâ, insan alışverişle faizi birbirine karıştırabilir; karıştırır ve diyebilir: “Madem ki alışverişin tarifi, malı malla değiştirmektir; öyle ise, bu değiştirme niçin paranın parayla değiştirilmesinde de cari olmasın?” Bu arada cahiliye adamının yaptığı gibi, faizi esas kabul ederek, alışverişi ona benzetip: “Alışveriş de aynen faiz gibidir.”33 diyenler de çıkabilir.
İşte bütün bunlar birer yanılmadır. Böyle düşünenlere alışverişin ve faizin ne olduğunu mutlaka anlatmalıdır ki, Kur’ân ve hadisler de işte bunu yapmıştır/yapmaktadır.
İnsan ilk bakışta, fiyatları yükseltme maksadıyla malı piyasadan çekip stok yapmak demek olan ihtikâr ile, bir malı zamanında düşük fiyattan alıp biriktirmeyi ve daha sonra da açıktan kimseye zulmetmeden yükselen piyasa fiyatından bunu satmayı birbirine karıştırabilir.
Hatta böyle bir iltibas kumarda da olabilir; yenilen adam verdiğini rızasıyla veriyor, denilir. Ve bu rızasıyla verme, onun meşru olduğuna delil sayılabilir.
İşte İslâm dini, bir taraftan çalışıp kazanmayı teşvik ederken, diğer taraftan da menfî yollarla elde edilen kazançları tarif ederek müntesiplerini bu yanlış yollara girmekten men ediyor.
Eğer bunlar İslâm dini tarafından anlatılmamış olsaydı, onun gayrimeşru kabul ettiği birçok kazanç yolu toplum tarafından kavranamayacak ve insanlar ticarî hayatlarını hep yanlış kazançlar içinde sürdüreceklerdi.
Meselâ, İslâm bize, bir senede bir tarladan on hasat kaldırmanın yollarını gösterir ve teşvik eder; ancak aynı insanın haksız olarak bir arpa dahi kazanmasına göz yummaz ve bu günahı görmezlikten gelmez. O, herkese, yaptığı zerre kadar hayrın mükâfatını ve yine yaptığı zerre kadar şerrin cezasını hatırlatarak sürekli istikameti salıklar.34
Dipnotlar
- 33 Bakara sûresi, 2/275.
- 34 Zilzâl sûresi, 99/7-8.