Ticarî alanda aldanmanın önüne geçmek için İslâm çeşitli prensipler vaz’etmiştir. Bu prensipler bütünüyle aldanan tarafın lehindedir. Şöyle ki, taraflardan birisi aldandığını ileri sürer ve bunu ispat ederse, diğer taraf aldığını geri vermek zorundadır. Bu prensip bütün fakihlerce kabul edilmiş bir esastır.43
Diğer bir husus, satıcı olan kimse, malın bütün özelliklerini söyleme ve eğer malda bir kusur varsa bunu alıcıya mutlaka bildirme durumundadır. Böyle bir davranış hem güveni artırır hem de Cenâb-ı Hak bütün bir alışverişe yümün ve bereket ihsan eder. Ayrıca yukarıda da söylediğimiz gibi, dürüst tüccar Arş’ın gölgesinde gölgelenmeye namzettir. Cenâb-ı Hak onu salihlerle, şehitlerle beraber haşredecektir.44
Şu misal, bu hususu tenvir açısından önemlidir:
Bir gün Efendimiz pazar yerinde dolaşırken bir satıcıya rastlar. Tezgâhtaki mala elini daldırdığında kuru hurmaların üstte, yaş hurmaların ise altta olduğunu görür. Böyle yapan sahabiyi itap eder ve “Aldatan bizden değildir.” buyurur.45 Müslümanlık bunu âmir bulunduğu hâlde günümüzde ticaret, âdeta aldatma üzerine kurulmuş gibidir. Bilhassa değişik reklâmlar, malı olduğundan çok daha başka göstermekte ve farklı yöntemler denenerek kitleler aldatılmakta ve belli şeylere şartlandırılmaktadır.
Aslında bunların hepsi aldatmaya girer; zira eğer söylenenlerde zerre kadar mübalâğa varsa -ki reklâmlarda söylenenlerin yüzde doksanı mübalâğadır- bu yolla elde edilen kazancın helâl olduğu söylenemez.
d. İhtikâr (Karaborsa)
Karaborsacılık, zalim bir ruh hâlinin ticarî hayata yansıyan yüzünden başka bir şey değildir. İhtikârda fert, kendi menfaati veya zevki için kitleleri sömürmeyi ve onların sırtından geçinmeyi iş hâline getirmiştir.
Karaborsacılar, bilhassa zarurî tüketim malları açısından toplumu kolları arasına almış ahtapotlardan farksızdırlar. Vicdandan az bir nasibi olan birinin ihtikâr yapması düşünülemez.
Dipnotlar
- 43 Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve edilletuhû 5/3408-3415, 3449, 3558-3598.
- 44 Münâvî, Feyzu’l-kadir 3/278.
- 45 Bkz.: Müslim, iman 164; Tirmizî, büyû 74; İbn Mâce, ticârât 36.