İçeriğe geç

Bu milleti idare edenler ve onun iktisadî, idarî, ticarî hayatını elinde tutanlar, lüks ve debdebeli hayatı asgariye indirmeliler, mümkünse milletvekilleri ve yüksek bürokratlar normal bir memur seviyesinde maaş alsınlar, lüzumsuz davetler ve fuzulî seyahatlere bir son versinler, milletin malını yine millet için faydalı olacağı kesin bulunan yerlerde değerlendirsinler; sonra da bütün bu yapılanları her türlü siyasî ve politik çıkarlara bağlamasınlar. Bütün bunları yapabildikleri takdirde geleceğe güvenle bakılabilir/bakabilirler.

Aslında, sağlam bir iktisadî yapı isteyenler evvelâ dediklerini kendileri yaşamalıdırlar. Pratikte tatbik gören davranışlar, şüphesiz, realize edilememiş yüzlerce yaldızlı teori ve sözden daha faydalıdır.

Getirdiğimiz bu teklife olumlu cevap verebilmek, elbette fert ve millet olarak ruh sıhhatine ermemize bağlıdır. Ruhunda selâmete erememiş, dünyayı esas maksat yapmış, parayı asıl gaye kabul etmiş ve her gün kırk defa malın karşısında secdeye varan bir insandan ne mürüvvet ne sevgi ne milletine karşı ilgi ve ne de insanlık beklenebilir.

j. Kazanç Meşru Olmalıdır

Bir kere daha hatırlatmalıyım ki, Müslüman mutlaka kazanmalıdır, ama o kazanmayı meşru yollarla yapmalıdır; evet, o, Allah’ın verdiği imkânları ticarî ahlâka riayet ederek değerlendirmeli ve devrinde yaşayan hiçbir inkârcı gücün sultası altında kalmamaya çalışmalıdır. Ancak bunu yaparken spekülasyonlara meydan vermemelidir. Yani o, kazanmak için her yolu meşru görmemeli; aksine, kazanmak için her meşru yolu denemesini bilmelidir.

Bütün bunların yanında bir de dıştan bakıldığında meşru kazanç yollarına benzediği hâlde tamamen gayrimeşru olan kazanç yolları vardır ki, her mü’min bu gayrimeşru kabul edilen kazanç yollarını da bilmeli ve bu yoldan gelen zararlı gelirleri kat’iyen kazancına bulaştırmamalıdır.

289