İçeriğe geç

Ağaçların hışırtısı, yaprakların hemheme ve demdemesi ona hep bir şeyler fısıldar; tabiatla yan yana iki kardeş ve iki yoldaş gibi sarmaş dolaş yaşar; Allah’ı hatırlar her ses ve solukla, tazim duruşuna geçer yer yer. Yaşadığı hayatın ve yürüdüğü yolun encamını düşünür. “Sizi o topraktan yarattık, tekrar oraya iade edeceğiz ve son olarak yine oradan çıkaracağız.”11 mazmununca, toprağı mihmandarı gibi görür; ona gülücükler gönderir ve bugün vicdanında duyup yaşadığı hakikatleri, günü gelince apaçık göreceği ve Rabbini müşâhede edeceği anın hazzıyla iliklerine kadar mânevî bir hazla gerinir.

“Allah yeri canlı yaratıklar için vaz’etmiştir. Orada meyveler, salkımlı hurma ağaçları, kabuklu taneler, güzel kokulu otlar vardır. Ey insanlar ve cinler! Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız!”12 gibi beyanların çağlayanlarına dalar, her dakika ayrı bir sermestî yaşar ve kendi kendine:

“Ey bu nimetlerle perverde nefsim! Rabbinin hangi nimetini tekzip edeceksin? Senin için gökyüzüne güneşi yerleştirdiğini mi? Onunla sizin aranızdaki münasebetleri mi? Böyle bir münasebet için kafanıza göz, kulak yerleştirdiğini mi? Gözlerinle varlık arasındaki diyalogu mu? Yeryüzünü bir sofra hâlinde önüne serdiğini mi? Ağzını önüne koyduğu nimetlere göre hazırladığını mı? Kuvve-i zâika ile dilini donattığını mı?”

Evet, bu üst üste ve demet demet gaybî hazinelerden fışkırıp gelen nimetlerin hangisini inkâr edeceksin..?

45