Evet, Resûlullah, müşkülleri çözmede müthiş bir fetanete sahipti ama o fetanetiyle hayatında hiç kimseyi şaka olarak dahi aldattığı görülmemişti. Bu büyük dimağ, ne dünyaya hâkim olmak ne de insanlar üzerinde hükümranlık kurmak için hiç mi hiç arzu izhar etmemişti. Hatta yer yer kendi içtihatlarından dönmüş ve gassalin elindeki meyyit gibi hep Allah’a teslim olmuştu. Hayır, O’nun teslimiyeti daha da artıktır…
4. Kur’ân ve Kur’ân Toplumu
Buraya kadar size, kısa da olsa Kur’ân ve Kur’ân toplumuyla alâkalı bir mukayese sunmaya çalıştım. Aslında, bu farklı kıyas ve mukayese ile Kur’ân’a ve Resûlullah’a karşı bir saygısızlık yapmış olmaktan hicap duymadım da değil. Ancak, “Eşya zıddıyla bilinir.” kaidesince, biraz da mecbur oldum gibi…
Böyle bir mazeretle Rabbimin huzurunda muaheze edilmekten kurtulmayı ümit ederim. Yoksa, Allah Resûlü ve Kur’ân, başka hiçbir şeyle kıyas edilmeyecek kadar ulvî ve yücedirler ve gereksiz öyle bir yola asla girilmemelidir.
Evet, eşya zıddıyla bilinse de, İslâm’ın âlemşümul yüceliğini ispat için diğerlerinin küçüklüğünü göstermeye hiç gerek yoktur. Fakat bugün insanımızın bakışları bulanık, düşünce sistematiği bozuk ve değer hükümleri tamamen ters yüz olduğundan bazen cebrî hatalar kaçınılmaz olabiliyor.
Meseleyi bu zaviyeden değerlendirdiğimizdendir ki, tenvir maksatlı bazı mukayeselere ihtiyaç oluyor. Biz de bu ihtiyaçtan hareketle yola çıktık ve zulmetten bazı karanlık noktalar gösterdik ki, mahiyetimizi saran nur hüzmelerinin kıymet ve değerlerini daha iyi anlayabilelim.