İçeriğe geç

“(Bilmiyorsanız bilin, anlamıyorsanız anlayın) azamet ve ulûhiyetimle yemin ediyorum ki, Biz insanoğlunu en kerim ve en şerefli bir varlık olarak yarattık.”5 dedi. “Sonra siz, sağa-sola yayılan, her yerde arz-ı dîdâr eden ve dünya yâsemenliğinde reftâre gezen varlıklar hâline geldiniz. İçinizden, kendileriyle sükûna kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi de O’nun varlığının delillerindendir.”6

Acaba, kendi kendine olur mu bütün bunlar? Sizi yaratsın, dönüp de onların yanında huzura kavuşacağınız arkadaşlar var etsin ve aranıza meveddet ve muhabbet koysun, sizi birbirinize sevdirsin ve sizinle dünyayı imar etsin… Bunlar Allah’ın âyetlerinden değil de nedir!?

Nasıl oluyor ki, nevzuhur bir insan, hemfikir olacağı bir hayat arkadaşıyla karşı karşıya geliyor? Nasıl oluyor ki, camid zerrelerden meydana gelmiş bu iki varlık, kalbî bağlarla birbirlerine alâka peydâ ediyorlar! Nasıl oluyor ki, dünyanın imarı ve onarılması için bunların izdivacı bir vesile oluyor? Sahi, nasıl oluyor bütün bunlar? Kur’ân işte bütün bunları gözler önüne seriyor ve O’nu nazara veriyor.

“Geceleyin uyumanız, gündüz de O’nun lütfundan rızık aramanız, O’nun varlığının delillerindendir. Bunlarda, kulak verip dinleyenler için dersler vardır.”7

Gece ve gündüz de, O’nun âyetlerinden ve varlığının alâmetlerindendir. Geceleri istirahat eder, gündüzleri de çalışırsınız. Her zaman tabiatınızla zaman arasında bir uyum söz konusudur ve her şey yerli yerincedir: Gece ve istirahat, gündüz ve çalışma; insan bünyesinde değişik sistemlerin devreye girmesi, ona mukabil başka bir sistemin tatil-i eşgâl etmesi… hepsi o kadar âhenkli ve yerindedir ki, hayran olmamak mümkün değildir.

42