Ayrıca سَوَۤاءٌ عَلَيْهِمْ beyanında سَوَۤاءٌ kelimesinin عَلٰى harf-i cerri ile sılalanmasında şöyle bir belâgat nüktesi vardır:
Âyet-i kerimede إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَۤاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ “İnkâra saplananları ister inzar et, ister inzar etme onlar için birdir, imana gelmezler.” (Bakara sûresi, 2/6) buyrulmaktadır. Dikkat edilecek olursa burada سَوَۤاءٌ عَلَيْكَ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ “Onları inzar edip etmemen Senin için müsavidir.” değil de, سَوَۤاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ denilmiştir. Yani “Sen, onları inzar etsen de olur etmesen de olur.” yerine “Sen onları inzar edeceksin. Zira inzar etmezsen peygamberlik vazifeni yapmamış olursun. Her ne kadar Senin inzarın onlara tesir etmeyecek olsa da bu durum, Seni vazifenden alıkoymamalıdır. Senin vazifen, risaletini tebliğdir; kabul ettirmek Alîm u Hakîm olan Allah’a (celle celâluhu) aittir.”
Diğer bir husus; bu âyet-i kerimedeki عَلَيْهِمْ kelimesiyle “inzar etmek ve etmemek” ifadeleri, bu sözlerin muhatabı olan cemaatin “vurdumduymaz” bir karaktere sahip olduklarını tasvir etmektedir ki, bu edebî tasvirde inzar tıpkı bir rahmet (yağmur) gibi o cemaat üzerine yukarıdan aşağıya sağanak sağanak yağmasına rağmen, onların bu inzarı duymazlıktan ve görmezlikten geldiklerinin ve bu vurdumduymazlıklarıyla küfrün kötü neticesine ve kalblerinin mühürlenmesine müstehak olduklarının fotoğrafı gözler önüne serilmektedir.