Hem وَأُتُوا بِه مُتَشَابِهًا cümlesinde hem de رُزِقْنَا kelimesinde aynı nükte-i belâgat görünüyor. Her türlü nimet onlara veriliyor, onlar alma zahmetine bile katlanmıyorlar; zira veren Allah’tır (celle celâluhu) ve O, esbabı onlar için istihdam ediyor. Öyle ki, o kudret dairesinde yok yok, her şey var. Gılmân-ı Cennet ki pırıl pırıl.. lü’lü-ü meknûn (sadefinde saklı inci) veya lü’lü-ü mensûr (saçılmış inciler) gibi.. bütün bu atâyâ aynı zamanda “müteşâbih”, hepsi birbirine benziyor. Daha önce de arz edildiği gibi, ayniyetin bazen bıkkınlık, tam gayriyetin de tiksinti hâsıl edeceği.. buna mukabil teşâbühte bu iki durumun hiçbirinin söz konusu olmadığı/olmayacağı muhakkak.
Bütün bu nimetlerin başında ise, وَلَهُمْ فِيهَۤا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ “Onlara orada tertemiz eşler de var.” ferman-ı sübhânisiyle anlatılan, Cennet’i sımsıcak bir yuva hâline getiren fazl-ı ilâhî bulunmaktadır ki, burada şu husus üzerinde durulabilir: