اَلَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesinde iman ve amelin her ikisi de mâzi fiille îrad edilmiştir. Bunda bir tasvir söz konusudur. Bu tasvir sayesinde, hâdiseler insanın gözünün önünde cereyan ediyor gibi olur. Fiille yapabildikleri nispette fiilen, yapamadıkları zaman da niyetleriyle hep o işte kâim olma adına çok canlı bir resim ortaya konmaktadır. Amele teşvikte böylesi gayet latif düşmektedir. Buna mukabil mükâfat da vukuu muhakkak bir kelime ile anlatılmalıdır ki, onlar için şevklerini şahlandırıcı olsun. Yani, “Mutlaka size o nimetler verilecek, hiç diriğ etmeyiniz. İman edip sâlih amel yaptıktan sonra bu muhakkak olacaktır.” denerek mükâfat sadedinde o nimetler hatırlatılmış olmaktadır. İman ve amel sahiplerine beşaretin yapılması, mükâfat sadedinde anlatıldığından dolayı, o eltâf-ı ilâhiyeye vukuu muhakkak nazarı ile baktırmak ve şu anda hazır bulunan Cennet’le sevindirmek ve yine herkes için muhtemel olan Cehennem’den sakındırmak adına bu kiplerin seçilmesi fevkalâde mânidardır.
الصَّالِحَاتِ kelimesi, ıtlâkı (herhangi bir sıfatla kayıtlanmadan mutlak olarak zikredilmesi) ile bütün güzel işlere şamildir. Hatta hâlis bir niyet dahi bu sâlihât içine girebilir. Sünûhat’ın başında ifade edildiği gibi[3] bu meselenin ıtlâkında tamim vardır. Bir kelime ile çok şeyler ifade edilmiştir.. lafız ve kalıp, çerçevesini aşkın mânâları ihtiva etmektedir.