جَنَّات kelimesi hangi mânâsı ile ele alınırsa alınsın, altından ırmakların aktığı bağlar, bahçeler ve içlerinde zevçler, zevceler bulunan bir yer veya şu anda mestûr olan keyfiyeti ile ihâta ve idrâkleri aşkın, مَا لَا عَيْنٌ رَأَتْ وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ “Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve insanın hatırına gelmeyecek şekilde”[4] tasavvurlar ötesi baş döndüren bir dünya.. size vaat edilmiş ve sizin için hazırlanmış bir müstesna âlem.. öyle ki adında ruhanî bir zevk var; zira bağ ve bahçe sözünde her zaman bir sürur hissedilir. Hatta zindandaki bir insan hayaliyle bir bağa, bir bahçeye gitse, kendini Cennet’te sanır.
تَجْرِي kelimesi “cereyan edip gidiyor ve çağlıyor” demektir. Şöyle-böyle onların ülfete kapılabilecekleri bir görüntüye meydan vermemek için devamlı, hep terütaze bir berraklıkla çağlayıp gidiyor. Ayrıca bu sayede onlar, bir içtikleri yerden bir daha içmiyorlar. Maşrabalarını her defasında farklı bir akıntıya daldırıyorlar. Evet, تَجْرِي sözü, o kaynakların durağan, dolayısıyla da kirlenmeye açık havuzlar olmadığını gösteriyor; zira temiz fıtratlar, ince ruhlar bu türden şeylere karşı tiksinti duyabilirler. Evet, orada her şey, müstesna varlık insan âbidesiyle uyum içinde ve tam ona göredir.
Ayrıca bu cereyan, uzağında, sağında-solunda değil, مِنْ تَحْتِهَا tam ayağının ucunda. Aslında fıtrat-ı beşeriye de bunun böyle olmasını ister; bir de ırmakların bu şekilde çağlaması insan içinde huzur hâsıl eden bir husustur.