Bu meydan okuma, cinler için de aynıyla vâriddir; evet onlar, âlem-i şehadete intikal eden bizim için gayb bir kısım meselelere muttali olduklarından, Kur’ân’ın tahaddîsi onlar için de söz konusudur. Aslında مِنْ دُونِ اللّٰهِ kaydıyla, melâike-i kiram, cinler ve insanlar hepsi bu meydan okumaya muhataptır. Ancak melâike-i kiramın Cenab-ı Hakk’ın kelâmına karşı bir nazire getirmeye kalkışmaları söz konusu olamayacağından geriye cinler ve insanlar kalmaktadır. Buna binaen Kur’ân-ı Kerim, tahaddîde bulunduğu diğer bir âyette sadece cin ve insi zikretmektedir: قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هَذَا الْقُرْآنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرً “De ki, bütün insanlar ve cinler, bu Kur’ân’ın bir benzerini ortaya koymak maksadıyla bir araya gelseler, bu hususta birbirlerine zahîr de olsalar, yine de onun gibi bir eser ortaya koyamazlar.” (İsrâ sûresi, 17/88) Evet, cinnin mütemerritleri dahi Kur’ân’ın belâgat ufkuna ulaşamamış ve nazire getirmekten aciz kalmışlardır.
إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ fezlekesi ise şunu ifade ediyor: Siz kendi kendinize diyorsunuz ki, biz de Kur’ân’ın bir benzerini getirebiliriz. Aslında bu bir meseleyi beğenmeyen kimselerin hâlet-i ruhiyelerinin ifadesidir. Onlar yapıyor, biz de yaparız ne var sanki. Bu, aşağılık duygusu içinde bulunan mağlup hemen her fert ve topluluğun idare-i kelâm etmede dile getirdiği ifadelerdendir.
İşte bu إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ cümlesi ile onlara: “Kendi kendinize konuşup durduğunuz ve yaparız dediğiniz hususlarda, eğer doğru iseniz buyurun, meydan sizin.” denmektedir.