Bütün mukattaât, Nebe ve Kâf gibi sûreler okunduğunda insan kendini bir büyülü atmosferde hisseder ki başka bir beyanda onu duymak mümkün değildir. الٓمٓ – الٓرٰ – حٰمٓ – قٓ – صٓ gibi farklı üslup o âna kadar gelmiş geçmiş ediplerin, beliğlerin beyanlarında bulunmayan garip bir tarz-ı beyandı…
Lafzının fesâhatıyla alâkalı olarak meânî uleması ve dil üstadlarının zikrettiği hususlar, mücelletlere sığmayacak genişliktedir. Meânî, beyan ve bedi’ uleması sık sık o “el-menhelü’l-azbü’l-furât”a başvurarak tezlerini teyit etmişlerdir.
Hele onun beyanındaki metanet, rüsûh, sağlamlık ve ihtişamın emsalini göstermek mümkün değildir. O hep hakîmdir beyanında ve ifadesinde. Kısa bir cümlesi âdeta mücelletlik bir mevzu ihtiva eder.
Mesela: اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ (Fâtiha sûresi, 1/2) cümlesinde öyle bir beyan vardır ki, anlayan “İşte medh ancak bu kadar olur!” der. Bu ifadede en küçük bir müdahene eseri de görülmez; tabi senada da en ufak bir kusur hissedilmez. اَلْحَمْدُ لِلهِ cümlesiyle anlatılan bu hakikatte fevkalâde bir metanet görülür. Hem mesela “Uhuvvet Risalesi”nde[10] ve “Yirmi Beşinci Söz”de أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ (Hucurât sûresi, 49/12) âyetiyle ele alındığı gibi zemm makamında öyle tesirli bir zecr üslubu görülür ki dahası olamaz. Keza وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ اَلَّذِي جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُ“Veyl o hümeze-lümezeye ki mal biriktirir (sonrada bir cimri edasıyla) onu hep sayar durur.” (Hümeze sûresi, 104/1-2) âyetlerinde servet ü sâmân biriktirmeyi ve kaş-göz işaretiyle insanlarını kınamayı ve hafife almayı öyle bir ifade eder ki, insan “Ancak bu kadar olur.” der.