Hâsılı, سُورَةٍ sözüyle âdeta “Siz en küçük bir sûreye dahi nazire getiremezsiniz. Kevser Sûre-i Celîlesini dahi tanzîr edemezsiniz.” deniyor.
مِنْ مِثْلِه kelimesindeki zamirin Kur’ân’a râci olduğu düşünüldüğünde şu ihtar ediliyor denebilir: “Sizin bir kısım müzahrefat türü şeyler ortaya koymanız mümkündür fakat Kur’ân gibi bir kitap getiremezsiniz. Binaenaleyh bu kitap Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) gibi bir ümmînin beyanı olamaz.”
Daha önce de ifade edildiği gibi buradaki zamirin Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) râci olma ihtimali de söz konusudur. Vâkıa bu husus, beliğlerce pek hüsn-ü kabul görmemiştir ama buna ciddi bir mâni de gözükmemektedir. Zira Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) gibi bir ümmînin –o ümmîye canlar kurban– böyle bir kitap ortaya koyması mümkün değildir.
İnsan bunaldığı zaman meydan okumayı ciddiye alır; çare arar ve sağdan-soldan, alttan-üstten, önden-arkadan medet ister. Kur’ân bu durumda olan kimselere diyor ki: وَادْعُوا شُهَدَۤاءَكُمْ “Seslenin bütün etrafınıza; ellerindeki imkânlarla imdada koşsunlar.. Muallaka şairlerine ki hâlâ Kâbe’nin duvarında asılı bulunan o şahane şiirlerini değerlendirsinler.. veya benzerlerini tanzim edip getirsinler.. dahası onlar yetmiyorsa gelecek nesiller de imdat etsin.. evet, bu konuda maddî-mânevî bel bağladığınız kim varsa hepsini çağırın...”