İçeriğe geç

Şimdi akla, aklın istidlâlât u bedihiyyâtına, tecrübeye dayalı bu delâille beraber, onların pek çoğunun bildiği fakat Efendimiz’in bilmesine ihtimal vermedikleri vakaları Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara dosdoğru olarak haber vermesi, O Zât’ın hakkaniyeti adına öyle sağlam ve yakîn hâsıl edecek hususlardır ki, O’nu kabul etmemeyi bir tarafa bırakın, bunlar karşısında tereddüde düşmek bile reybîlik sayılır. Öyleyse bunda şüphe bile olmamalıdır.

Aslında وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ âyetinde de böyle bir tehekküm ve istihza sezilmekte. Şöyle ki, ‘reyb’e mahal olmadığını gördüğünüz hâlde gayr-i fıtri bir şekilde tereddüde saparak komik duruma düşüyorsunuz. Zira Kur’ân-ı Kerim “buyurun, emsalini getirin” derken bütün bu bedihiyyâtı, aklî istidlâlâtı, tecrübe yollarını nazara vererek onları hür ve serbest bırakıyor.. ve gayet açık olarak “hodri meydan” dercesine; “Buyurun, Kur’ân-ı Kerim’i tecrübe edin, Hazreti Muhammed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) tecrübe edin, tekrar tekrar üzerinde durun ve onun emsalini getirmeye çalışın.” diyor.

Bazılarının aklına şöyle bir istifham takılabilir: “Kur’ân-ı Kerim’le onlara meydan okunuyor ve ‘O’nun gibi bir zattan (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu Kur’ân’ın bir mislini getirin.’ deniyor. Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) mümtaz bir fıtrat, nadide ve nadire-i hilkat bir zat. Bu itibarla öyle bir dimağ ve öyle mükemmel bir ruh nerede bulalım ki Kur’ân-ı Kerim’in mislini getirtebilelim. Eğer biz de O’nun gibi üstün yaratılışlı, temiz, nezih, pırıl pırıl bir dimağ ve inkişaf etmiş bir ruh bulabilsek, ona teklif ederiz, o da yazar getirir.”

466