İçeriğe geç

Reenkarnasyonu savunanların ahiret hayatına da inanmadıkları anlaşılmaktadır. Onlar, iyi insanın mutlu olacağını iddia etmektedirler. Tabiî burada hemen akla, “Pekâlâ mutsuz yaşamış bizden evvelki insanların hâli ne olacak?” şeklinde bir soru gelmektedir. Onlara göre bir, üç, beş nesil perişan olacak, daha sonra gelecek olan yedinci ve sekizinci nesil gökler saltanatına namzet olacak, ya Efendimiz’in ya da Seyyidina Hz. Mesih’in arkasında saltanat yaşayacaklar ve dolayısıyla sadece bunlar saltanata ereceklerdir, diğerleri değil.

Bu nasıl adalettir? Allah (celle celâluhu) birilerini öldürecek, onların enkazından başkalarını var edecek ve onların enkazını başkalarının saltanatının aksesuarı, malzemesi hâline getirecek; bu kabul edilecek bir şey değildir. Onlar, “Ahiret diye bir şey yoktur. Esas olan insanın ruh ve vicdan huzurudur.” demektedirler. Allah’a, Peygamber’e ve Kitab’a inanmayan bazı kimseler de bu şekilde düşünmektedirler.. ve bu anlayış, içi boş bir iddiadır.

Aslında mü’minin dünyadaki ölümüne ölüm denemez. Mü’min, ölümle bir yönüyle ebedî diriliş adına bir sürece girmektedir. Eğer onlar, o ölümü kastediyorlarsa mü’min bir kere ölür; diğeri de onu çok alâkadar etmez. Çünkü o ilk ölümün ne teklif-i hitâbîsi, ne de teklif-i vaz’îsi diye bir şey vardır. Beraberinde herhangi bir sorumluluk getirmez. Onun için “O sorumluluklar şu şartlar altında gerçekleştirilir.” gibi bir mülâhaza bahis mevzuu değildir. Eğer burada esas olan, insanın vücuduna temel teşkil edecek zerrât-ı asliyenin çözülmesi ve onların insan olmaya doğru yürümesiyse şayet, insanlar, o noktaya ulaşacakları âna kadar meselenin şuurunda değillerdir. Mü’minlerin şuurları esas sorumluluklarını hissettikleri andan itibaren başlar ve yeniden dirildikten sonra da onlar, Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerini beklemeye koyulurlar.

3