İnsan, esasen yaratılışının ilk safhasında sperm şeklinde bir varlıktır. Bu spermi, Allah Kur’ân’daki ifadesiyle2 müstevda’da bir müddet bekletmektedir. Müstevda’, emaneten ve muvakkat olarak konulan bir yer demektir. İnsan, bundan önce ölüdür ve anne karnında hayata ilk adımını atmıştır. İkincisi ise, insan biyolojik olarak ölür, sonra tekrar dirilir ve böylece insan için âyette ifade edilen iki defa ölme ve iki defa dirilme gerçekleşmiş olur. Ta ilk devirden günümüze kadar İbn Cerir et-Taberî, Fahruddin Râzî, Elmalılı Hamdi Yazır gibi tefsirin dev âlimleri ve daha burada ismini zikretmediğimiz müfessirler bu âyeti bu şekilde yorumlamışlardır. Üstad Bediüzzaman da yer yer kapalı da olsa mezkur âyete işaret sadedinde, “Hayat sayesinde bir şey çok şey olabilir, çok şey de bir şey olabilir.” der ve bunu Cenâb-ı Hakk’ın kudretine irca ederek “Allah (celle celâluhu), çok şeyi bir şey yapar ve bir şeyi de çok şey yapar.”3 şeklinde ifadeler kullanır.
Evet, burada iki şekilde bir ölüm söz konusudur. İnsan evvelâ biyolojik olarak ölmekte, Üstad’ın yaklaşımı içinde mertebe-i insaniyeye yükselip dirilmektedir. Bu, birinci ölüm ve diriliştir. İkinci defa insan, fert şeklinde kendi kaderiyle yaşayıp ölecek, öte dünyada da yine fert olarak dirilecektir. Bu hususta şimdiye kadar gelen âlimler içinde herhangi bir farklı mütalaada bulunan yoktur. Bu şekliyle de âyetin tenasühle alâkası olduğu söylenemez. Çünkü makam itibarıyla mezkur âyet-i kerime, bu dünyadaki insanların içindeki ruhun sesi soluğu değil, Cehennem’e girmiş azap içinde, hırıltı hâlinde konuşan insanların sesini soluğunu ifade etmektedir.
Dipnotlar
- 2 Bkz.: Hûd sûresi, 11/6.
- 3 Bediüzzaman, Sözler s.40 (Sekizinci Söz); Sözler s.313 (Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, İkinci Lem’a).