Bir diğer mânâ ise şudur: عَلٰى صُورَتِه۪’deki “هُ” zamiri, Allah’a râci olduğunda “Allah, Âdem’i kendi sûretinde yarattı.” mânâsına gelmektedir. Allah sûret, keyfiyet, kemmiyet, tebeddül, tağayyür ve elvandan münezzeh ve müberradır. O’na, bizim tasavvur ettiğimiz şekilde hiçbir şey diyemeyiz. Ehl-i Sünnet, كُلَّمَا خَطَرَ بِبَالكَ فَاللّٰهُ تَعَالٰى غَيْرُ ذٰلِكَ demişlerdir ki, bu, “Allah, aklına gelen her şeyden başkadır.” mânâsına gelmektedir. İmam Rabbanî Hazretleri ise, كُلَّمَا خَطَرَ بِبَالكَ وَاللّٰهُ وَرَاءَ وَرَاءَ ذٰلِكَ “Aklına ne gelirse Allah onun verâsının verâsındadır.”8 demektedir.
Cenâb-ı Hak isimleriyle malum, sıfatlarıyla muhat, zâtıyla meçhuldür. Biz, Allah hakkındaki bütün malumatımızı, O’nun isimleri ve isimlerinin cilvelenmesinden ve hayret içindeki ıttılaımız kadar sıfatlarından anlıyoruz. Zât-ı Bâri’ye gelince onu tasavvur edemiyoruz. Ama herhâlde O’nu tam bilmek istediğimizde, bütün mahlukatta mütecellî olan esmâ ve sıfât-ı ilâhiyeyi bütün mertebeleri ile müşâhede ettiğimiz zaman, Zât-ı Bâri hakkında bir fikre sahip olabileceğiz.
Dipnotlar
- 8 Bkz.: Aliyyülkârî, er-Raddü ale’l-kâilîn bi vahdeti’l-vücûd 1/16, 90; Mirkâtü’l-mefâtîh 4/82.