Arapça’da terkiple alâkalı şöyle bir üslup vardır. Meselâ Hz. Ömer’in âdil oluşu عُمَرُ عَدْلٌ cümlesiyle anlatılır ki esasen bu “Ömer adalettir.” anlamına gelir. Hâlbuki Ömer adalet değildir. عَدْلٌ kelimesi bir masdardır. Öyle ise “Ömer adaletlidir.” demek için عَدْلٌ kelimesinin ism-i fâili olan عَادِلٌ kelimesinin kullanılması, yani عُمَرُ عَادِلٌ denilmesi daha uygundur. Bu, adalet Ömer’in işi mânâsına gelir. Yoksa Ömer, adalet işinin kendisi değildir. Ancak Arapça’da özellikle عُمَرُ عَدْلٌ ifadesi kullanılır. Çünkü Ömer, öyle adl’dir ki, neresinden bakarsanız bakınız onda adalet görünür. Yani sanki o, adaletin kendisi olmuştur. Bunu Türkçemizde de kullanırız. Meselâ “Adam cömert değil, cömertliğin ta kendisi.” deriz.
Aynı açıdan meseleyi ele alacak olursak, insan, hususiyle hayatının başından sonuna kadar, hemen her devirde gördüğü Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin, rahmâniyetinin iltifatlarıyla öyle mücessem bir rahmettir ki, ona bakıldığı zaman o, âdeta rahmet sûretinde yaratılmıştır denir ki, buna işareten hadiste عَلٰى صُورَةِ الرَّحْمٰنِ buyrulmuştur.
***
Hadis âlimleri bu hadisi tenkit etmişlerdir. Hadis, tenkit edilse de, bir kitapta mevcut olan bu hadis-i şerifi izah eden büyüklerimizin tarz-ı izahları içinde meseleyi açıklamak daha uygun olur zannediyorum.
Bu hadisi, Yahyâ İbn Saîd İbn Ferruh el-Kattân gibi büyük hadis imamlarının kendisinden hadis rivayet ettikleri, tâbiînin küçüklerinden Muhammed İbn Aclân rivayet etmektedir. Yahyâ b. Saîd el-Kattân, çok takva ve hadisçilerce, “Hayatında Allah’a hiç isyan etmedi.” dedikleri binlerce insanı künyeleri ile birlikte, babası ve kardeşi gibi tanıyan dev bir hadisçidir. Aynı zamanda o, 50-60 senelik hayatında yastığa baş koymamış, büyük bir baş ve büyük bir dimağdır.6
Dipnotlar
- 6 el-Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl 31/340; ez-Zehebî, el-Kâşif 2/366.