İçeriğe geç

Hz. Ömer’in Hudeybiye’de muvakkat kendi içtihatları istikametinde temayülü ve sonraki nedameti de ders alınacak bir durumdur. Hz. Ömer Hudeybiye’de Efendimiz’in yanına gelir gider ve Allah Resûlü’ne bazı mülâhazalarını söyler. Buna karşılık Allah Resûlü’nün o mevzuda mütalaası farklıdır ve ona şöyle der: “Yâ Ömer! Ben Rabb’imin peygamberiyim. O’na muhalefet etmem.”7 Bunun üzerine Hz. Ömer de Efendimiz’in yanından ayrılıp uzaklaştıktan çok az sonra Hz. Ebû Bekir’le görüşür; meseleyi daha iyi anlar ve daha sonraları bu hâdiseyi her hatırlayışında ızdırapla iki büklüm olur ve ciddî bir pişmanlık duyar. Öyle ki bu yolda verdiği sadakanın, tuttuğu orucun ve ettiği istiğfarın da haddi hesabı yoktur.

Bu misallere, Hz. Ebû Bekir’in rüya yorumlamadaki sözlerini ve İbn Ömer’in büyükler meclisinde otururken Efendimiz’in sorduğu sorunun cevabını bilmesine rağmen, saygısından ve hayâsından dolayı cevabı söylememesini ve daha sonra babasının, o mecliste, bildiğini söylemesi durumunda, bunun kendisinin daha hoşuna gideceğini ifade ettiği hâdiseleri de ekleyebiliriz.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve diğer güzide halifeler, mantıklarını da ihmal etmeden her zaman büyük bir teslimiyet içinde bulunuyorlardı. Bu arada şayet bir yanlış yapmışlarsa özür dilemesini de biliyorlardı…

Hâsılı, onların hayatlarına bir bütün hâlinde bakıldığında, İslâm’ı kabullerinden bu uğurdaki çektikleri çile ve ızdıraplara, Efendimiz’e tebaiyetlerinden dinin ruhunu kavramalarına, ibadetlerdeki hassasiyetlerinden dinin emirleri karşısında kendilerini yenilemelerine kadar gösterdikleri performanslardan hareketle hilâfete liyakatlerinin olduğu çok daha berrak görülecektir.

7