İçeriğe geç

Evet, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve Hz. Halid, Efendimiz’in rahle-i tedrisinde kalabildikleri ölçüde kalmışlar ve O’nu âdeta mütalaa edilen bir kitap gibi çok iyi okumuşlardır. Allah Resûlü’nün söylediği her sözüne kendi kafa ve düşüncelerinde şerhler ve haşiyeler koymuşlar ve kendi düşünceleri ile O’nun icraatı arasında hayt-ı münasebetler vaz’etmişlerdir. Bir yönüyle kendi düşünce ve değerlendirmelerini O’nun davranış, söz ve beyanları ile sürekli tartmışlar, öte yandan da emre itaatteki hassasiyetleriyle rüşd ü hidayete sevk edilmişler. Zannediyorum böyle olunca da bu güzide insanlarda, bir taraftan emre itaatteki incelik duygusu daha bir gelişmiş, diğer taraftan da onu okumada daha dikkatli olunmuş…

Allah Resûlü’ne teslim olmuş ve o “müeyyed min indillâh” olan Nebiler Serveri’ni okuma, dinleme bahtiyarlığına ermiş bu dört büyük insan, akıllarını da asla ihmal etmemişlerdir. Meselâ Hz. Ömer düşüncelerini ifade etmede Hz. Ebû Bekir’den biraz daha cesur, buna mukabil Hz. Ebû Bekir de Hz. Ömer’den biraz daha temkinlidir. Bu meziyetlerden biri birinin, diğeri de diğerinin kendisine has meziyetidir. Cesaretle temkin tartıldığı zaman bir yönüyle bunlar aynı değeri ifade ederler. Bu açıdan bakıldığında, bu büyük insanlarda bazı hususiyetlerin daha ağır, diğerlerinin ise daha az hissedilmesinin bir eksiklik olmadığı anlaşılacaktır. Şunu da belirtmekte fayda mülâhaza ediyorum: Bu dört sahabi aslında Hakikat-ı Ahmediye’ye (aleyhissalâtü vesselâm) ait enginliği kendi aralarında âdeta paylaşmış gibidirler.

3