İçeriğe geç

Hz. Ebû Bekir’e gelince o da bu konuda çok hassastır. Küçük kızı Âişe Validemize, peygamber zevcesi olduğundan dolayı hep: “Yâ Ümmâh – Anacığım” derdi. Bu duygu o büyüklere çok iyi işlemiş ve tabiatları hâline gelmişti. Cenâb-ı Hak Ahzâb sûresinde şöyle buyurur: “Peygamberin mü’minler üzerinde haiz olduğu hak, onların bizzat kendileri hakkında haiz oldukları haktan daha fazladır. (O, bir baba konumunda olduğundan) onun eşleri de mü’minlerin anneleridir.”4 Yani onları anamız gibi görmeli, anamız gibi düşünmeli ve öyle çağırmalıyız. Birdenbire birinin karşısına bir kadın çıksa da onu tanımasa ve o kişinin içindeki inhiraf, duygularındaki kayma öyle birine karşı olsa ki o, onun anası olsa, bunun vicdanına nasıl aksedeceği açıktır. Ne nebi ne de zevceleri hakkında, inhirafın en küçüğünü bile yaşamak –hafizanallah– Allah nezdinde insana çok ciddî kaybettirdiği gibi, çok büyük bir vicdan azabına da vesiledir. Hanginiz –hafizanallah- bilmeyerek ananıza karşı bir şey duyup da vicdan azabı çekmezsiniz ki? Bundan dolayı Hz. Ömer de işte bu engin mantıkla böyle bir kıskançlık ve gayûriyet içinde hareket etmişti ki, bu olaydan sonra da örtünmeyle alâkalı âyet gelmişti.

5