Bir de rüyamı anlatayım. Birkaç defa rüyamda kıyametin koptuğunu müşâhede ettim. (Kıyametin kopması pek hayra alâmet değildir ama gördüm ben.) O anda atomik bir kafa ile kendi kendime tasavvur ediyor ve diyordum: “Şimdi Hz. İsrafil sura üfleyecek, bu küre-i arz parçalanacak, her şey toz duman olacak, belki elektrik dalgaları hâline gelecek, şerareler hâlinde sağa sola saçılacak.. vs. Bu esnada içimde duyduğum öyle müthiş bir ızdırap var ki, bunu hiç unutmam. Biliyorum ve inanıyorum ki, bizi yaratan ve bu kıyameti yaşatan tekrar diriltir ama, önümüzde olan fırtınalı yolculuğu düşündükçe hâlden hâle giriyordum. Orada ademin, yokluğun ne kadar korkunç bir canavar olduğunu bütün vicdanım ve hissiyatımla hissettim.. evet muvakkat bir yokluk dahi müthiş bir ızdırap veriyordu…
Kim vicdanını dinlese “Ebed, ebed!” dediğini duyacaktır. Binaenaleyh mutlak yokluk esasen mahz-ı şerdir. İnsan var olmak için Cehennem’i bile arzu eder. “Cehennem’de kalır, azap çekerim ama, var olarak azap çekerim, buna razıyım.” der.
Muvakkaten şuur ihtilâlinden ötürü verilmiş hükümlerin infazı, mevzu haricidir ve onu intihar vs. münasebetiyle arz ettim.