İçeriğe geç

“Ölüme gidiyor gibi” derler ya, hakikaten onun ölüme gittiğini gördüm bizzat. Ben istiğfarı ona tekrar ettirirken, ara sıra duruyor “Yahu beni bir daha mecliste görüşseler veya adlî tıbba gönderseler… Ne olur bir daha adlî tıbba gönderin.” diyordu. Adli tıbba verilse de karar bozulmayacaktı. Bütün bunları en fazla bir ay daha yaşayabilmek için yapıyordu. Ben sanki bizzat onun içine girmiş ve onun hafakanlarını beraber yaşıyordum. Evet, onun vicdanında öteye gidişinin ızdırabını onunla beraber yaşadım. Aradan bunca sene geçmiş olmasına rağmen o tablo hâlâ ürperti hâsıl eder bende.

Bu konuda emsali o kadar çok vak’a var ki; en büyük kimseler, hatta cihanpesendâne mücadele verenler dahi ölüme götürüldükleri zaman felç olmuşlardır. Evet, yokluk, o kadar rahatlıkla kabul edilecek bir şey değil.

İşte bu noktadan hareketle mutlak yokluğa şerr-i mahz diyoruz. Muvakkaten ölme, hem de ondan sonra dirilmenin söz konusu olduğu bir yerde, o, bu kadar şer sayılır ve şer gibi görünürse, insan, mutlak yok olma mevzuunu tasavvur ettiği zaman şerr-i mahz olduğunu zannediyorum hemen anlar.

5