İçeriğe geç

Ben iki defa ruhanî reis unvanıyla idam vak’asında bulundum. Askerlikten evveldi ve o zamanlar daha heyecanlı, daha cesur, daha gözü pek ve herkese dinimi anlatma gibi bir sevdam vardı. Bundan dolayı da takibin ve tahkikin eksik olmadığı bir devreyi yaşıyordum ve çok defa yetkililerle karşı karşıya geliyordum. Yaş itibarıyla da küçük olduğumdan bir sürü nasihat dinliyordum. Dinliyordum ama kafamdan kendi kendime “Ben yine bildiğimi yaparım.” diyor, dinimi anlatmaya çalışıyordum. Bir gün emniyet müdürünün camiden içeriye girdiğini gördüm. “Gani Bey seni istiyor.” dediler. Polis değil, emniyet amiri geliyor. “Hayırdır inşâallah” dedim ve gittim. Gani Bey beni tanıyordu ve camiden, cemaatten haberi vardı. Bana: “Bir idamlık mahkûm var, asılmasında ruhanî reis olarak senin bulunmanı istiyoruz.” dedi. Esasen oradaki en genç imam bendim ama ben seçilmiştim ve bu teklifi hemen kabul ettim. Netice itibarıyla istintak edilmeyecek; sadece bir adam asılırken yanında bulunacaktım. Sonra pratiğini de öğrendim o işin. Cübbemi giydim, hapishaneye gittim. Hâdisenin üzerinden kaç sene geçtiği hâlde hâlâ idamlık zatın adını unutmadım: Rasim Dik. Baltayla bir aileyi kesmiş ve o günlerde meclis de idamını tasdik etmişti.

3