İçeriğe geç

Hz. Musa (aleyhisselâm), Eyke’de Şuayb (aleyhisselâm) gibi bir söz sultanı ile tanışınca, kendi kendine رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي۝وَيَسِّرْ لِۤي أَمْرِي۝وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي۝يَفْقَهُوا قَوْلِي“Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır, dilimden düğümü çöz ki, sözümü anlasınlar.”1 demişti. Burada dikkatimizi çeken husus; kalbin inşiraha mazhar olması ve maksadın rahatlıkla ifade edilebilmesi için, dilin maksadı ifadede hiçbir şeye takılmaması gerektiğidir. Evet, bir peygamber olan Hz. Musa’nın, mesajını sunabilmesi için böyle bir istekte bulunması çok yerinde bir harekettir. Hz. Musa’da bir istek hâlinde ortaya çıkan bu hususun, Efendimiz’de, Allah’ın bir lütfu olarak; أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ“Biz senin kalbine inşirah vermedik mi?”2 âyetiyle, mevhibe ve minnet ufkunda tecellîsine şahit oluruz. Yani Hz. Musa’nın Rabbinden istediği şey, Efendimiz’e bir nimet olarak verilmiş ve O’nun şükran duyguları coşturulmuştur.

Yine Efendimiz, “Beyanda sihir vardır.” diyerek, gelecekte her şeyin gücünü, beyandaki edadan alacağını haber vermiştir. Ayrıca, Hz. Âdem’e (aleyhisselâm) talim edilen esmâ, Efendimiz’de tafsil edilmiştir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahir zaman peygamberi olduğuna göre, bu da bir mânâda ahir zamanda ilmin öne çıkacağına işarettir. Evet, çağımızda her şey ilme bağlıdır ve artık bizler bir ilim çağı yaşıyoruz. Ancak, bunun insanlığa sunulması meselesine gelince, o, gücünü beyandaki edadan alacaktır.

Günümüzde, koskocaman bir Türk dünyası olarak bütün bu fonksiyonları eda edebilmek için, yarım yamalak bir Farsça, bir Arapça veya İngilizce ile bir şeyler yapma ve hedefe ulaşmamız oldukça zordur.

2