İçeriğe geç

Demek ki mesele, sadece nüfus çokluğuyla alâkalı değil; sahip olunan yeraltı, yerüstü zenginliklerinin değerlendirilebilmesi, ziraatın modern usullerle yapılıp, bire bin ürün alınması, sanayi toplumuna has yatırımlarda bulunulması vb. gibi devlet politikasını ilgilendiren noktalarda düğümlenmektedir. Almanya ya da Japonya gibi ülkeler, bu gerçeği çok önceden fark edip, tedbirlerini almış, bizim yaşadığımız sıkıntılara düşmemişlerdir. Bırakın sıkıntıyı, istihdam etmek için Türkiye, Fas, Yunanistan’dan işçi getirmiş ve bu üçüncü dünya insanlarına istihdam zemini hazırlamışlardır.

Şayet Türkiye, Menderes’in 50-54, Demirel’in 63-67 ve Özal’ın 83-87’deki altın dönemlerini devam ettirebilseydi, bugün çok daha farklı bir konumda olurdu. Ne var ki, her şey bitmiş değil… Eğer Türkiye, üzerinde bulunduğu altın kuşakta, dışa yönelik önüne çıkan fırsatları değerlendirir, içte de akılcı politikalarla kendi öz kaynaklarını verimli hâle getirebilirse, 120 milyon nüfusu bile besleyebilir.. besleyebilir ve hayat standartları itibarıyla Almanya’yı geride bırakabilir. Bu çerçevede, Orta Asya bizim için yeni bir zenginlik yoludur.. ve aynı zamanda dünyanın dört bir yanına açılmada, Türkiye için bir köprüdür. Bu konudaki düşüncelerimizi çeşitli vesilelerle anlattığımız için burada onları tekrar etmeyeceğiz…

Hâsılı; Mısır, Tunus, Cezayir, Sudan, Somali’den Pakistan’a; Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan’dan Avrupa ve Amerika’da yaşayan Müslümanlara kadar âlem-i İslâm, bence nüfus planlamasını düşünmemelidir. Onlar, bir taraftan “Evlenin, çoğalın!” hakikatine uyarak çoğalmalı, diğer taraftan Allah’ın ihsan ettiği potansiyel imkânları değerlendirmeli ve kat’iyen Batı dünyasının kendisini istismar etmesine imkân ve fırsat vermemelidir.

3