İçeriğe geç

Evet, bu araçlar, İslâm’ı tebliğ işini kolaylaştırma ve hızlandırmanın yanında, onu temsil işinde yeterli sayılmazlar. Zira İslâmî mesajın, duyguların, düşüncelerin ifade edilmesinde temsil, daima tebliğin önünde olagelmiştir. İslâm tarihi boyunca bu, hep öyle olduğu gibi bundan sonra da öyle olmaya devam edecektir. Evet, 14 asırlık İslâm tarihinin kritiğini yapanlar ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatına siyer felsefesi açısından yaklaşanlar, İslâm’ı temsil üzerinde çok durmuş, hatta İnsanlığın İftihar Tablosu’ndan sonra İslâm’ın o denli seviyeli olmayışını da hep temsil eksikliğinde görmüşlerdir.

İsterseniz soruda olmamasına rağmen işaret ettiğimiz bu hususu biraz daha açalım: Allah Resûlü’nün temsil hüviyeti dikkatle incelenmeye değer bir husustur. O, bir Batılının da ifade ettiği gibi, başladığı perdede işi bitirmiştir. 23 senelik peygamberlik hayatında şartların olabildiğine değişmesi, O’nda her hangi bir değişiklik meydana getirmemiş, getirememiştir. Yaşamadığı şeyi söylememiş, aksine hep yaşadıklarını seslendirmiştir. Öyle ki, dost düşman O’nu yaşadığı hayatı ile tanımış ve yaşadığı hayatı ile kabul etmiştir. Ayrıca O’ndan hayatın, fıtratın, kâinatın cârî kanunlarına ters bir şey sâdır olmamıştır.

O’nu takip eden dönemlerde de, Hulefa-i Raşidîn hariç, Osmanlılara kadar bu meseleyi iyi anlayan ve anladığını hayata tatbik eden bir başka millet çıkmamıştır. Onun için bu meselenin farkında olan niceleri Osmanlıları hep takdirle yâd eder. Meselâ Muhyiddin İbn Arabî, “Şecere-i Numaniye”sinde diyor ki, sahabe-i kiramdan sonra, Allah’ın muradını en iyi şekilde yerine getiren Osmanlılardır.”

2