Nitekim Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sahih hadisleriyle beyan buyurdukları gibi, bir insan, kendi canı, aklı, malı, nesli ve dini uğrunda ölürse şehit olur. Buna göre aynı zamanda bu hususlarda mücadele verme cihad sayılmıştır. Dünyadaki bütün hukuk sistemlerinde temelde bu beş esasın birer umde olarak kabul edildiği ve korunduğu da bir vâkıadır. Bu konu, bizim hukuka esas teşkil eden usûl kitaplarımızda da mevcuttur. En başta din gelir ve onun mutlaka korunması gerekir. Ondan sonra da diğer esaslar gelir ki her biri korumakla mükellef bulunduğumuz hayatî esaslardandır.
İşte İslâm, insan haklarına bu temel prensipler açısından yaklaşır ve her ferdi, onları muhafaza ve müdafaa etmekle mükellef kılar. Bu itibarla da böyle bir dinde kat’iyen insan haklarının ihmal edildiği söylenemez. Ayrıca, sadece İslâm dinindedir ki insan Allah’ın halifesi unvanıyla taltif edilmiş ve ona bahşedilen bu yüce pâye sayesinde onun eşyaya müdahale etmesine izin ve imkân verilmiştir. Ve yine İslâm’da insan; kendini ve neslini koruma, çalışma ve teşebbüs hürriyeti gibi hürriyetlerle serfiraz kılınmıştır. Öyle ki, ne bu konuyla alâkalı başka sistemlerin getirdiği prensiplerle İslâm’ın karşısına çıkmak ne de meselenin herhangi bir olumsuz yanını göstermek mümkün değildir.
Evet, insana gerçek hak ve değeri İslâm vermiş ve onun bütün haklarını muhafaza altına alarak ona sahip çıkmıştır.