İçeriğe geç

“Hak” mevzuundaki bu hassasiyeti hiçbir dinde, hatta hiçbir modern hukuk sisteminde bulmak mümkün değildir. Evet, İslâm, bu meselede çok titiz davranmış ve bir insanın öldürülmesini, topyekün insanlığın öldürülmesine denk tutmuştur. Gerçi Kur’ân ve Sünnet’te isim tasrih edilmese de; Tevrat kaynakları itibarıyla Hz. Âdem’in çocukları olan Habil ve Kabil olduğunu anladığımız “Nefsi, onu kardeşini öldürmeye çağırdı, (o da nefsine uyarak) onu öldürdü, ve kaybedenlerden oldu.”2 âyetiyle Kur’ân kardeşini öldüren ilk kâtilin kötü akıbetine dikkat çeker.

Kur’ân-ı Kerim başka bir sûrede haksız yere birini öldüren insanın ebedî Cehennem’de kalacağını vurgular ve: “Her kim bir mü’mini kasten öldürürse -onun cezası-, içinde sürekli kalacağı Cehennem’dir. Allah ona gazap etmiş, lanet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”3 der. Böyle bir mülâhaza ile beraber, burada âyetteki خَالِدًا kelimesinin altını bilhassa çizmek isterim. Zira burada, أَبَدًا lafzı eklenmeden sadece خَالِدًا ifadesi kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerim’in başka âyetlerinde “ebedî” mânâsına أَبَدًا kelimesi de kullanılmaktadır. Her şeye rağmen, âyette kullanılan خَالِدًا lafzından hareketle İbn Abbas ve ondan sonra gelen tâbiîn imamlarından bazılarının, Allah’ı inkâr edenler gibi, insanı öldüren bir kâtilin de ebedî azaba müstahak olacağı şeklinde yaklaşımları vardır ki, insan haklarının önemini ifade etme bakımından çok mühimdir.. ve İslâm’da “insan hakları sistemi” de bu esaslardan hareket edilerek geliştirilmiştir.

2