İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim, diğer âyette ise hakka-hakikate açık olarak yaratıldığı hâlde onlara karşı gözü kapalı olan insanı köpeğe benzetir. Bahis mevzuu edilen şahsın köpeğe teşbihi konusu üzerinde durmak ve buna intizarî bir teşbih nazarıyla bakmak gerekir. Köpek, yorulduğunda dilini dışarıya sarkıtır ve hararetini atmaya çalışır. Öfkelendiği zaman öfkesini ifade için dişlerini gösterir… Demek ki hakka-hakikate kapalı insanların durumu da böyledir. Aslında bu ve benzeri misallerle insan, insan-ı kâmil olmaya çağrılır. Meselâ, namazdaki hâl ve hareketlerde insan hayvanî davranışlardan içtinapla insanî davranışa yönlendirilir. Kendisine kıyamın keyfiyetinden rükûa, ondan secdeye kadar bütün konularda ikazda bulunulur. Yüzün eşek suretine dönme ihtimalinden dolayı başın imamdan önce rükûa ve secdeye gitmemesi; secdede köpek gibi kolların yere serilmemesi, secde aralarında horozun yem gagalaması gibi acele edilmemesi, otururken köpek gibi oturulmaması gibi hususlar, mevzuumuza misal teşkil edebilecek hususlardandır. Çünkü ekrem ve eşref olarak yaratılan insan, hareketleriyle bile olsa hayvana benzememeli; o, hep ötelere müteveccih olarak yaşamalıdır.

Vâkıa burada, âyetleri ezberleyip kafalarında tuttukları hâlde onları hayatlarına tatbik etmeyen Tevrat cemaati anlatılır. Fakat vâkıa böyle olsa bile kendimizi bu durumdan tecrit edip sadece âyeti Tevrat ehline mahsus olarak düşünemeyiz. Kur’ân’a muhatap olup Allah’ın emirlerine mazhar olmuş, fakat hayatını bu emirlerin aydınlatıcı tayflarıyla tablolaştıramamış, sadece Kur’ân’ın hamallığını yapan insanların durumu da Kur’ân cemaati olsa bile, bu âyetin anlattığı hakikat içerisinde mütalâa edilmesi gerekir. Zira Kur’ân’ı öğrenip başkalarına anlattığı hâlde, kendi içinde onunla ayrı bir derinliğe ulaşamamış bir insanın hâlini bundan daha güzel anlatmak mümkün değildir.

2