İçeriğe geç

Bunun tarihte birçok örneği vardır. Yine meselâ, bütün ahlâkî kuralların tefessüh ettiği cahiliye döneminde fuhuş teşvik görmüş ve aile yapısı da zir ü zeber olmuştu. Üstad’ın yaklaşımıyla, Allah (celle celâluhu) böylesine ahlâkî değerlerin hemen bütününün dejenere olduğu bir toplum içinden bile, insanlığa medeniyet muallimi insanlar çıkarmıştır. Bütün bunlar gösteriyor ki, his, şuur, irade dediğimiz faktörler kulak ardı edilecek şeyler değildir. Evet, bunlar insanı kâinatta eşi, enîs ü celîsi, hemcinsi varlıklardan ayırdığı gibi diğer taraftan da emrine musahhar varlıklardan da ayırmaktadır.

Geçmişte, cahiliye toplumu gibi, olabildiğine vahşi bir toplumdan Ebû Bekirler, Ömerler, Osmanlar ve Alilerden… müteşekkil örnek bir toplum çıkarıldığına göre, tarihî perspektifler açısından günümüzdeki toplumdan da -Allah’ın inayetiyle- ümitlerimize inşirah salabilecek yeni nesillerin çıkarılması mukadderdir. Yeter ki biz, onlara iman aşkını aşılayabilelim. Çünkü aşkı, şevki besleyen de, ümidi besleyen de odur. Evet, ümit, ancak imanla beslenir, imanı olmayanın ümidi de olamaz. Hz. Sahipkıran’ın ifadesiyle, “İman hem nurdur, hem de kuvvettir. Hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir.. ve imanının kuvvetine göre her şeye karşı koyabilir.” Bundan dolayıdır ki yeni nesillere iman nurunu aşılayıp sinelerinde kök salmasını sağlamak çok önemli bir husustur.

2