İçeriğe geç

Ancak, değişik devirlere göre cihadın şekli de farklı farklıdır. Bazen sırf bir nasihat, bazen birisine rehberlik yapmak, bazen de küfre karşı tavır belirlemek bir cihad olduğu gibi, çok defa hüsnü misal olma da bir cihad sayılabilir. Meselâ Asr-ı Saadet’te belli bir süre hicret, aynen cihad telakki edilmiştir. Öyleki, sahabe-i kiram efendilerimizin çoğuna, İslâm’a ilk girişlerinde hicret de şart koşulmuş, hatta içlerinde hicret etme fırsatını bulamayanlar hicret yapamamaktan hâsıl olan boşluğu acaba nasıl doldurabiliriz?” endişesiyle fevkalâde üzülmüşlerdir. Ebû Cehil’in anne bir kardeşi olan Ayyaş bu mahzun insanlardan biridir. Evet, o, Mekke fethine kadar 20 yıllık hayatını zincirler içinde geçiren ve Kur’ân-ı Kerim’in “mustad’afîn” tabiriyle anlattığı insanlardan biridir. Zaten bunun gibi mazareti olmayanlara Kur’ân: “Arz geniş değil miydi? Niçin hicret etmediniz?”2 diyerek itapta bulunur. Demek ki o devrede hicret cihadın önemli bir buudu veya ta kendisi sayılıyor.

Başka misaller de var Asr-ı Saadet’te: Hastalık veya sakatlığından dolayı, ya da bakıma muhtaç anne babası olduğu için cihada gidemeyenler bunlardan bazıları. Cihada iştirak etmek için kaçıp gelen bir gence Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “(Bakıma muhtaç) annen baban var mı?” der ve ondan “Evet” cevabını alınca “Dön, sahipsiz annen baban için cihad et!” yani onların bakımını görümünü yap, buyurarak, onun cihadının ana-babasına bakmak olduğuna işaret buyurur.

İşte, bahsi geçen âyet-i kerime bu veya benzeri sebeplerle, her nasılsa cihada gidememiş olanlara, başkaları cephede cihad ederken veya emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker yaparken etrafındakilere nasihat ederek o boşluğu kapatabileceklerine bir işaret sayılabilir.

2