Ancak söylediğimiz sözler, beklediği harikulâdeliklere sahip olamayan ve ötelere açık olmanın verdiği hazzı derinlemesine duyup yaşamayan insanların, “hiçbir şey olmadıkları” mânâsına da hamledilmemelidir. Allah’ın (celle celâluhu) rahmeti her şeyden daha geniş ve engindir. Belki O, sadece namazını kılıp orucunu tutan insanları bile o engin rahmetiyle tasavvurlarımızı aşan zirvelere ulaştırabilir.
İstidradî olarak şunu da arz edeyim; günümüzde -alâküllihâl- hemen herkes, kaba bir maddeciliğin tesiri altındadır. Esrar-ı İlâhî’ye şahit olmayan bu insanlar, melekleri, cinleri… “enerji, yoğun enerji” gibi tabirlerle ifade etmektedirler. Bununla kalmayıp Zât-ı Ulûhiyet için de -hâşâ- aynı tabiri kullanmaktadırlar. Bu insanlar, şayet hakikat kendilerine azıcık inkişaf etse, söyledikleri bu şeylerden çok utanıp; “Meğer ne kadar hata etmişiz, mesele ne kadar da farklıymış!..” diyeceklerdir.
Özetleyecek olursak, Kalbin Zümrüt Tepeleri, ulaşılması gerekli olan bir hedeftir. Bunun için, öncelikle oraya ulaşılması gerektiğine inanılmalı ve ardından da o yolda usûlüne uygun tarzda acele etmeden, taviz vermeden, bıkmadan-usanmadan yürünmelidir. Evet, Hazreti Bediüzzaman’ın ifadeleri içinde, hayvaniyetten çıkıp cismaniyeti terk etmenin, kalb ve ruhun derece-i hayatına çıkmanın yolları gösterilir hep Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde.