İçeriğe geç

İşte kerem de bu duygulardan biridir. Bu, her şeyden evvel O’nda, iyilikseverlik hissi veya ihsanda bulunma duygusu, aynı zamanda keramete açık olma kabiliyeti ve istidadı demektir. Öyle ki O verdikçe Allah da O’na verir. Ama peygamberlik platformunda cereyan eden bu harikulâde şeyler, dava-yı nübüvvetin tasdikiyle alâkalı olduğundan dolayı, biz, bir mânâda onlara da mucize deriz. Mucize, kendi tarifi içinde, peygamberin eliyle O’nun peygamberliğini isbata matuf, Allah tarafından yaratılan harikulâde şey demektir ki, mahiyet-i Ahmediye (sallallâhu aleyhi ve sellem) aynı zamanda ona da açıktır.

Kerem, zatında sevilen bir haslettir. Hatta biz, kereminden dolayı insanları da severiz. Hadis olmadığı hâlde hadis diye rivayet edilen hoş bir söz vardır: “İnsan iyiliğin kölesidir.”2 Yani iyilik öyle bir dinamiktir ki onunla çok önemli vazifeler yerine getirilebilir ve çok zorluklar aşılabilir.

Kerem, Araplarda daha önceleri de belli bir ölçüde vardı. Cahiliye şiiri en erken dönemlerde dahi, hep iki önemli motif, iki önemli tema üzerinde dönüp durmuştur. Bunlardan biri kerem, diğeri de şecaattir. Evet, İmruü’l-Kays’tan Tarafa’ya kadar hemen herkes bu iki husus üzerinde (eğer onlara izafe edilen bu şiirler onların ise) durmuştu. Bu mesele Bediüzzaman’ın yaklaşımı içinde ele alınacak olursa, Hz. İbrahim’in bakiye-i dini, o günlerde de bu şekilde temsil ediliyordu,3 denebilir. Üstûrevî mahiyette Hz. İbrahim’in cömertliği hakkında şu menkıbe anlatılır:

4