Di̇nleri̇n Tevhi̇di̇(!)
Öncelikle, bunun bizim problemimiz olmadığını belirtmek isterim. Evet, böyle bir mesele dinleri birbirinden ayrı görenlerin problemidir. Biz ne Hıristiyanlığı ne Yahudiliği ne de İslâmiyeti menşei itibarıyla birbirinden ayrı görmüyor; aksine, âyet ve hadislerin ışığında onlara Ehl-i Kitap adı vererek, davranışlarımızı o çizgide ayarlamaya çalışıyoruz. Meselâ, biz bir ateist ile evlenmezken, bir Hıristiyanla evlenebiliyor ve bir Yahudinin kestiğini yiyebiliyoruz… Buna verilebilecek bir diğer örnek Hz. Ömer’dir. O, Mecusîlerin bazı temel inançları itibarıyla Müslüman akidesine yakın olmalarından ötürü, onları Ehl-i Kitap statüsünde kabul etmiştir. Hatta günümüzde Muhammed Hamidullah gibi değerli ilim adamları Brahmanizm hakkında da aynı düşünceyi paylaşırlar. Ayrıca Budizm’i de bu kategoride değerlendirenler var.
Buda, üzerindeki araştırmacıların söyledikleri şayet doğru ise, Martin Luther gibi bir reformcu ve bu itibarla da Budizm, Brahmanizm içinde bir mezhep olabilir. Yine onların tespitlerine göre, Budizm, Brahmanizm’in teolojik yönlerini değil de, ahlâka ait yönlerini almış ve bir sistem geliştirmiş. Eğer Budizm denen şey bu ise, –bu mânâdaki bir sisteme din denir veya denmez o ayrı bir mevzu, zira bizim “din” kavramından anladığımıza göre din, “İnsanları kendi iradeleriyle âheste âheste mutlak hayra sevk eden bir ilâhî kanunlar mecmuasıdır.”– ona şer’î mânâsıyla din denmese de, lügat mânâsı itibarıyla yol, sistem, ekol mânâsına “din” denebilir. Bununla beraber bizim için mülâhaza dairesi açıktır. Kim bilir belki de, Budizm sistemi de, ilâhî dinlerin dayandığı gibi bir asla dayanıyordur ve Brahmanizm’den farklı ayrı bir dindir.